İnsanın topraktan, cinlerin ateşten yaratılmasının hikmeti nedir? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

İnsanın topraktan, cinlerin ateşten yaratılmasının hikmeti nedir?

Sorunun Detayı
İnsanın topraktan, cinlerin ateşten yaratılmasının hikmeti nedir?
Cevap

İnsanların topraktan cinlerin ise ateşten yaratılmasının illeti Allah'ın böyle takdir etmesindendir. Allah dilese idi aksi şekilde yaratabilirdi. Ancak hikmeti böyle iktiza etmiştir.

İnsanlar ile cinler farklı alemlerde yaşadıkları için ikisinin de kendi alemlerine uygun şekilde yaratılmıştır. Bu da birinin topraktan diğerinin ateşten yaratılmasına sebeptir.

Ayrıca bu husu bir imtihan vesilesi olarak da görülebilir. Nitekim şeytanlar da insanlar gibi imtihan olmak için yaratılmıştır. Hz. Adem (as)'in dünyaya gönderilmesi ile İblis imtihan olmuştur. Daha önce Allah'a itaat eden ve cinlerden olan İblis Hz. Adem (as)'e secde emri verildiği zaman, ateşten yaratıldığı için üstünlüğünü iddia etmiş ve kaybedenlerden olmuştur. Bu da bizlere gösteriyor ki bu durum bir imtahan vesilesidir.

İnsan kafası; et, kemik, sinir, lif, kan, saç, kirpik, diş gibi nice farklı varlıklarla kaynaşır ve bu ayrı mahlûkların hepsi aynı hakikatı terennüm ederler:

“... Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.”(Yasin, 36/79)

Dilerse alyuvar yaratır, dilerse akyuvar. Geceyi de gündüzü de O halkeder. Yanan ağacı da yaratan O, yakan ateşi de... Akasyadan çama bütün ağaçlar, mikroptan balinaya bütün hayvanlar O’nun mahlûku:

“Ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Yer çekimi, Güneş cazibesi ve insan ruhu... Her üçü de O’nun kanunu, O’nun mahlûku... Meleği de, şeytanı da, cinni de O yaratmış:

“Ve O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Damaktan çıkan diş, başta uzayan saç, gözde kaynayan su, akılda parlayan fikir, kalpte coşan hissiyat, Güneşten fışkıran lâv, beraber, aynı hakikata parmak basıyorlar:

“O yaratmanın her çeşidini bilir.”

Suda boğulan serçe, havada boğulan balık, her ikisinde de boğulmayan kurbağa, üçlü bir ittifak ile aynı dâvâ üzerinde birleşirler:

“O yaratmanın her çeşidini bilir.”

Zihnin hareketi, kalbin hissetmesinden, rüzgârın esmesi, insanın öfkelenmesinden ne kadar farklıdır. Bu ve benzeri bütün farklı hareketler, hep Allah’ın yaratması iledir.

“Ve O yaratmanın her çeşidini bilir.”

Tabağımızda zeytin, yumurta ve ekmek... Biri ağaç vasıtasıyla, diğeri tavuk yoluyla, beriki de doğrudan topraktan yaratılmış. Beraber tabağımızda boy gösteriyorlar ve bir ağızdan sesleniyorlar bize:

“Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.”

İşte bu hakikatın gafili bir adam, eline aldığı bir kemik parçasıyla Peygamber Efendimiz’in (a.s.m.) huzuruna çıkmış ve alaycı bir tavırla, bir taraftan kemiği ufalayıp tozlarını yere dökerken, diğer tarafta sormuştu: “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” diye...

İlâhî vahiyden cevap geldi:

“Ey Muhammed, de ki, kim onları ilk defa yarattı ise yine O diriltecek ve O yaratmanın her çeşidini bilir.” (Yasin, 36/79)

Mahlûkata, Mektubat-ı Rabbaniye tabir ediliyor. Bu harika ibare ile, meşhur münafığın tuhaf iddiasını birlikte düşündüğümde, hayalimde şöyle bir münakaşa canlandı:

Tebeşir hocanın elinde, onun iradesiyle hareket ediyor ve tahtaya mükemmel bir vecize yazılıyor. Biraz sonra silgi yine o hocanın iradesiyle harekete geçiyor ve o güzelim vecize siliniyor tahtadan... Übeyy İbn-i Halef taklitçisi bir çocuk silgiden dökülen tozlara parmağını basıyor ve soruyor: Şu tozları yeniden kim vecize hâline getirecek, yazacak?.. Ve sınıf başkanından alıyor cevabını: Kim onu hiç yok iken yazdı ise yine o yazacak...

Bir ilkokul çocuğunun aklında bile rahatlıkla yer tutabilen bu kadar açık bir hakikatı, bazı yaşı büyüklerin inkâr etmesi tuhafıma gidiyor. Ama bu hayretime Hz. Mevlânâ’dan şu cevap geliyor:

“İhtiyar, oyunla oyalandıkça yüz yaşında bile olsa yine çocuktur. Çocuk, oyunla oyalanmadıkça ihtiyar sayılır. Bunda yaşa itibar yoktur.”(bk. Fî-hi Mâ Fîh, 38. Bölüm)

O malûm soru sahibi kemik tozlarında boğuladursun, beride milyarlarca cenaze!.. Onlar da bir damla suda hayatlarına kasdetmişler.. Kendileri Ay’a da gitseler, Samanyolu’nu da geçseler, bu cehaletleri onlarla beraber oldukça, insanlık yolunda bir adım atacak değildirler. Zilletleri onları bir gölge gibi daima takip edecektir. Kimdir bu adamlar? Hz. İsa (a.s.)’nın babasız dünyaya gelişini dar akıllarına sığdıramayıp, ona ilâhlık izafe edenler, O Allah elçisinin, ilâh olduğuna inanan zavallılar. Bir damla baba menisini aşamayan bu perişan ruhlar da aynı hakikatın cahili:

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Anne ve babasız yaratılan Hz. Âdem (a.s.), sadece annesi olan Hz. İsa (a.s.) ve hem anne, hem de baba vesilesiyle yaratılan herhangi bir insan. Bu üçü de bir ağızdan aynı âyeti tilâvet ederler:

“O, yaratmanın her çeşidini bilir.”

Üç ilâh safsatasıyla perişan olan ruhların kurtuluş reçetesi bizim elimizde: İhlâs Sûresi’nin üçüncü âyeti...

“Lemyelid velemyuled...” O doğurmadı; yâni Hz. Meryem ve benzeri hiçbir doğurucuya ilâh demeyiniz!.. Ve O doğurulmadı; öyle ise Hz. İsa (a.s.) gibi bir doğurulana tapmayınız... Doğan ve doğuran herkes, tenasül kanununun mahkûmu... Siz mahkûmlara değil Hâkim‘e itaat ediniz...

Bu âyet-i kerimeyi bütün hastalara ulaştırmak bizim vazifemiz. Ama onlar, inatçı çocuklar gibi ağızlarını kapatır yahut ilâcı elleriyle iterlerse o kendi bilecekleri iştir.

Ve Allah hiç kimsenin hidayete ermesine muhtaç değildir...

Sayaç : 4222
Normal sitede gör