Afrika gibi ülkelerde açlıktan ölenler olmasını bahane ederek, -haşa- Allah'ı acizmiş gibi gösterenler var. Bu konuda olumsuz düşünenlere cevabımız nasıl olmalıdır? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Afrika gibi ülkelerde açlıktan ölenler olmasını bahane ederek, -haşa- Allah'ı acizmiş gibi gösterenler var. Bu konuda olumsuz düşünenlere cevabımız nasıl olmalıdır?

Sorunun Detayı
Afrika gibi ülkelerde açlıktan ölenler olmasını bahane ederek, -haşa- Allah'ı acizmiş gibi gösterenler var. Bu konuda olumsuz düşünenlere cevabımız nasıl olmalıdır?
Cevap

Öncelikle şunu ifade edelim ki, her yapılan hataya engel olunsaydı, bu dünyanın imtihan salonu olmasına aykırı olurdu. Kimse günah işleyemez ve hata edemezdi. O zaman mükafat ve cezadan da söz edilemezdi.

Bu konu çok karmaşık ve çok kompleks bir konuma sahip olduğu için “iki kere iki dört eder” türden matematiksel bir formülle açıklanacak bir husus değildir. Bununla beraber, konunun anlaşılmasına yardımcı olacak bazı noktaları maddeler hâlinde özetlemeye çalışacağız.

- Bu gibi sosyal içerikli konuların tahlili yapılırken genellikle -ister istemez- sübjektif kriterler ön plana çıkar. Sübjektif değerlendirmeler ise, kişilerin inanç dünyalarıyla yakından ilintilidir. Hüzünle dolu bir adamın dünyayı bir matemhane, sevinçten uçan bir kimsenin dünyayı bir düğün salonu olarak tasavvur etmesi anlaşılabilir bir algılamadır. 

Bunun gibi, Allah’ı tanımayan veya yanlış tanıyan bir kimsenin insanlık camiasını bir zulümler diyarı, bir haksızlıklar yurdu, bir istihkam değil intikam taburu gibi tasavvur etmesi, dişi keskin -insan kılıklı- sırtlanların dişsiz olanları parçaladığı -hayvanî özgürlüklerin olduğu- vahşi bir ormanlık olarak görmesi; buna mukabil, evrenin Adil, Hakîm, Alîm, Kadîr bir yaratıcısının olduğuna iman eden bir kimsenin dünyayı ciddi bir imtihan salonu, hiç bir kimseye zerre kadar haksızlığın yapılmadığı bir müsabaka meydanı, şekli ne olursa olsun -yarışın adalet unsurunu bozan- herhangi sinsi bir hilenin, bir haksızlığın, bir şikenin cezasız kalmayacağı bir adalet sarayının koridoru olarak tasavvur etmesi de anlaşılabilir bir algılamadır.

Demek ki inanç dünyası veya inançsızlık dünyası, dünyanın rengini değiştiren bir iksirdir.

“Kimin için Allah varsa, onun için her şey vardır, her yer yarar. Kimin için Allah yoksa, onun için her şey yoktur, her şey kalbe bardır / yüktür.”

Keza, kimin için Allah varsa, her şey güzeldir, her yer güzeldir, Çünkü Mevlamız ne yaparsa güzel yapar. Kimin için Allah yoksa, onun dünyası çirkindir, her şey çirkindir, her yer zehir zemberektir.

- Ahirete endeksli olarak dünyaya bakmayanların Afrikası da dünyası da zalimlerin kahkahalarıyla, mazlumların iniltileriyle, gaddarların şaşaalarıyla, mağdurların sefaletiyle dopdoludur. Ahirete iman edenlerin Afrikası da, dünyası da,  zalimlerin gülmelerini ağlamaya çeviren, izzetlerini rezilliğe dönüştüren; buna mukabil, mazlumların ağlamalarını gülmelere çeviren, iniltilerini kahkahalarla sevinç göz yaşlarına dönüştüren bir adalet ve mükâfat, bir ceza ve nedamet diyarına açılmış bir kapı olarak tasavvur eder.

O halde her şeyden önce Allah’a ve ahirete sağlam bir iman şarttır. Bütün kâinatın sonsuz rahmet, şefkat, adalet, hikmet, ihsan, ikramına şahit olduğu Allah’ın bazı kullarına -haşa- zulmettiğini düşünmek, iflah olmaz  cehaletin ıslah olmaz ürünüdür.

- Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi, rızık iki kısımdır:

Birincisi, Allah’ın taahhüt ettiği rızıktır. Bu rızık,  Allah’ın -canlıların taşıdığı- hayatın bir hakkı ve hukuku olarak değerlendirdiği ve bu sebeple de hayatta oldukları sürece kendilerine ulaştıracağına dair söz verdiği bir rızıktır.

Her canlı hayatta olduğu sürece bu rızkını bulacaktır. Allah, bu taahhüdünü yerine getirmek için, dışarıdan gelen rızık kapısının -sebepler dairesi bakımından- kapanması durumunda, sahibine ulaştırılması hikmetiyle, iç yağlar (glikoz) suretinde depo ederek stoklar oluşturmuştur.

Genellikle, bu iç yağlar yetmiş günden fazla devam edebilir ve bu iç stoklar tükenmeden, canlıların aldıkları rızık konusundaki alışkanlıklarını bırakmaktan ileri gelen bir dengesizlik sonucu ölürler. Bu rızık çeşidi, yalnız biyolojik hayatın devam etmesini sağlayan asgari bir zaruret miktarıdır.

İkinci rızık çeşidi ise, zorunlu biyolojik ihtiyacın dışında kalan, asgari hayat standartlarının üzerinde seyreden bir gıdalanma formülü, bir beslenme şeklidir. Bunun çok farklı dereceleri vardır. Ve bu İlahî taahhüt altında değildir. Bunun garantisi yoktur.

Bir de insanların suistimalleri söz konusudur. Zalimlerin mazlumların hakkını gasp etmeleri hususu, bizim çağımızın en çok şahit olduğu ve tanıdık olduğu bir konudur. (bk. Lem'alar, On İkinci Lem'a).

- Şunu da unutmamak gerekir ki, vukuat hakikattir, ihtimaller hayalattır. Hayallerin -gerçeklik zemininde yeşerme imkânı bulamayan- hadsiz sualleri vardır. Mesela;

“Neden Türkiye Afrika’da olmadı? Neden ben de Paris’te doğmadım? Neden peygamber olmadım? Neden Kayseri’de de limanı olan bir deniz yaratılmadı? Neden? Neden? Neden?" 

Bu tür hayallerin süslediği tasavvurların bir hakikati olmadığı gibi, mevcut evrenin ontolojik ve sosyolojik hikmetlerinin bilinmemesinden kaynaklanan birer heva ve hevesten ibarettir.

Yüzlerce fen ve sosyal bilim dalının ortaya koyduğu gerçekler gösteriyor ki, gerek kainat nizamını düzenleyen tekvinî -ilahî- kozmik kanunlar ve gerek insanlık camiasının -fert ve toplum olarak- hayatlarını dizayn eden teşrîî -dinî- Kur’an’î prensiplerin her tarafı hikmetlerle doludur.

- Afrika ve benzeri kıtlıktan açlık çeken ülkelerin bu duruma neden düştüklerini kesin olarak söyleme imkânımız yoktur. Çünkü, sebep bir değil, pek çoktur. Emperyalistlerin gaspları, zulümleri, yerli bazı yöneticiler ve bazı zenginlerin zulümleri de bu sebeplerden bazılarıdır.

Şüphesiz insanların zulüm yaptığı aynı yerde Allah adalet eder. Zalimlerin yaptığı zulmün faturasını Yüce Yaratıcıya kesmek yerden göğe haksızlıktır ve büyük bir dinî risk taşımaktadır.

- Şeytanın en büyük tuzağı, insanın altından çıkamadığı fakirlik gibi bazı meseleleri ikide bir önüne sürer ve onun imanını çalmaya çalışır. Âdeta, kişinin sahip olduğu iman sarayının açık olan 99 kapısını bir tarafa bırakıp, kapalı olan bir kapının yanına götürür ve “İşte kapısı kapalıdır bu sarayın, demek ki içi boştur... İçine girilmez.. Yoksa böyle kapalı olur muydu?” diyerek bir vesvese kapsını açar. Halbuki, bir sarayın bir tek kapısı açık olsa, o sarayın içinin dolu olduğuna, oranın oturulacak bir yer olduğuna kanaat getirmek gerekir.

Bunun gibi, bizim Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna, Allah’ın bir olduğuna dair onlarca kesin delil elimizde olduğu hâlde, şeytan bunları göz ardı ettirip, bizim mahiyetini bilmediğimiz bazı afakî sorunlara götürür, haydi çözün der... Onunla hak yoldan saptırmaya gayret eder...

- Bu sebeple, içinde bulunduğumuz din imtihanını başarıyla bitirmek için,  mahiyetlerini ve hikmetlerini bilmediğimiz olaylara, realitelere yoğunlaşmak yerine, iman ettiğimiz Allah’ı daha fazla tanımaya gayret etmeliyiz.

Bu cümleden olarak, Allah’ın yaptığı her şeyin âdil olduğuna, hikmetli olduğuna dair bilgilerimizi pekiştirmemiz gerekir. Çünkü, bu yol bizim için en kısa kurtuluş yoludur. Madem Kur’an Allah’ın hak sözüdür, madem Kur’an Allah’ın asla haksızlık etmeyeceğini söylemektedir, öyleyse mevcut haksızlıkların faturasını Allah’a kesmenin doğru olmadığına inanacağız...

İlave bilgi için tıklayınız:

Açlıktan ölüm yok deniliyor. Ancak dünyanın birçok yerinde insanlar açlıktan ölüyor. Bu çelişkiyi nasıl açıklarsınız?

- Çocukların başına gelen musibetlerin hikmeti nedir?

Bu zülümler olacaksa, insan yaratılmasa mıydı? Allah bu dünyadaki kötülüklere neden müsade ediyor?

Sayaç : 12511
Normal sitede gör