İslam'ın hak bir din olduğuna dair, Kur'an dışında gösterir misiniz? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

İslam'ın hak bir din olduğuna dair, Kur'an dışında gösterir misiniz?

Sorunun Detayı
İslam'ın hak bir din olduğuna dair, Kur'an dışında gösterir misiniz?
Cevap

Önce şunu belirtelim ki, burada çok uzun bilgileri vermek, kısa olması gereken soru-cevap sitili bakımından pek kolay değildir. İslam konusunda değişik şüphelerin izale edilmesi için yüz yüze konuşmak çok daha avantajlıdır. Böyle bir arzu olduğu takdirde bizim hazır olduğumuzun bilinmesinde fayda vardır.

Kur’an’ın Allah kelamı olduğu gerçeği -ilmî keşiflerin de desteklemesiyle- gözle görülen bir hakikat olarak ortada dururken, hayali varsayımlarla şeytanın telkinlerine karşı edilgen bir yapıya sahip olan kimselerin hezeyanlarının ne kıymeti var... Mademki Kur’an -yaklaşık on beş asırdan beri- insanlığa meydan okuyarak semavî kimliğini ispat etmiş olan Allah’ın kelamıdır, öyleyse her dediği doğrudur. Kur’an’ın bu semavi, ilahî kimliğini gözle görmek isteyenlere Risale-i Nur Külliyatını tavsiye ederiz.

Bununla beraber, İslam dininin temel referans kaynağı Kur’an’dır. Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu ispat edilmesi hâlinde İslam dininin hak din olduğu da ispat edilmiş olur. Kur'an'ı bir kenara bırakarak İslam dininden bahsedilemez.

İslam alimleri Kur’an’ın mucize olduğuna dair yüzlerce eser yazmışlardır. Takdir edersiniz ki, bir konuyu iyice anlamak için o konu hakkında önemli bilgiye sahip olmakla mümkündür.  Bu sebeple, biz şu anda ancak Kur’an’ın anlaşılabileceğini tahmin ettiğimiz i’cza/mucize yönlerine dair bazı örnekler vereceğiz. Umarız bu örnekler, Kur’an’ın Allah’ın sözü, Hz. Muhammed’in Allah’ın hak elçisi ve islam’ın hak din olduğunu göstermeye yetecektir.

Ayrıca, Kur’an’ın o günkü Arapça dil belagatının zirvesinde olan Arap müşriklerine karşı meydan okuması, “bir tek surenin bir benzerinin getirilmesi halinde davasından vazgeçeceğini” haykırması ve hiç kimsenin böyle bir şeyi ortaya koyamaması, Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen bir kitap olduğunun açık belgesidir.

Belagatın zirvesinde olan onlarca şair, edip kimselerin inadı bırakıp İslam dinine girmesi de ayrı bir hak ve hakkaniyet belgesidir.

Taberî, Zemahşerî, Cahız, Sekkakî, Cürcanî, Bakıllanî, Beyzavî, Nesefî gibi binlerce Arap edebiyatının zirvesine çıkmış dahi alimlerin ittifakla,

 “Kur’an’ın belağatı, edebî vechesi, üslubu, eşsizdir; insanların hiç bir eseri onunla kıyaslanamaz.”

demeleri, ilim adına konuşan kimseler için Kur’an’ın semavî kimliğinin önemli bir göstergesidir. Çünkü;

a. Hz. Peygamber ümmiydi, okuma-yazması yoktu. Delilimiz şu ayettir:

“Resulüm! Sen vahyimizden/Kur’an gelmeden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi.”(Ankebut, 29/48).

Görüldüğü gibi, bu ayette Hz. peygamberin okuma-yazma bilmediği açıkça ilan edilmiştir. Eğer, bu ayetin ilan ettiğinin tersine bir durum söz konusu olsaydı, aklı başında hiçbir insan ona inanmayacaktı. Bütün arkadaşlarının, canlarını ona feda etmeye hazır olmaları ve bazılarının bizzat canlarını fiilen feda etmeleri, onların bu ayete aykırı hiçbir sızıntıyı görmediklerinin işaretidir.

b.Tebbet suresinde Ebu Leheb’in Kâfir olarak ölüp cehenneme gideceği açık bir surette ifade edilmiş ve Ebu Leheb imansız ölmek suretiyle Kur’an’ın bu gaybî ihbarını fiilen tasdik etmiştir. 

(Mekke’de ilk inen surelerden biri olan Tebbet suresinde, Hz. Peygamber (a.s.m)’in amcası Ebu Lehep ve eşinin imana gelmeyecekleri, imansız ölüp cehenneme gireceklerine dair Kur’an’ın beyanı şüphe götürmez bir açıklıktadır. Zaman bu sureyi tasdik etmiştir. Şayet, onlar yalancıktan da olsa iman ettiklerini söyleselerdi, Hz. Muhammed (a.s.m)’in bütün davası sıfırlanırdı. Halbuki, o dönemde bunlar gibi daha pek çok İslam düşmanı vardı ve sonradan iman ettiler. Bunların da iman etmeyeceklerini Allah’tan başka kim bilebilir?)

c. Kur’an’ın  Rum Suresinde Bizanslıların İranlıları birkaç yıl içerisinde mağlup edeceğine dair bir gaybî habere yer verilmiştir. Üstelik kısa bir süre önce İran/Sasanîler tarafından yenilgiye uğrayan Bizanslıların Sasanilerle kısa bir süre sonra yeniden savaşa başlayacağını ve onları yeneceğini haber vermesi ve bu haberin aynen çıkması tartışılmaz bir mucizedir. 

d. Fetih Suresinde, Mekke’nin fethedileceğini iki yıl önce haber vermiştir. Ve tarih bu haberi fiilen tasdik etmiştir.

e. Ayrıca Kur’an’da, Müslümanların kısa bir süre sonra Mekke müşriklerinin eziyetinden kurtulacakları, her tarafta İslam dininin yayılması sonucu Hicaz bölgesinde tam bir emniyet ve güvenin hâkim olacağı, kısa bir süre sonra müşrik topluluğun (Bedir savaşında) hezimete uğrayacağının bildirilmesi, İslam devletinin -Hz. Peygamberin vefatından sonra da- hilafetle devam edeceğinin haber verilmesi gibi, tarih tarafından hepsinin olduğu gibi ortaya çıktıkları tasdik edilen gaybî haberler vardır. Bu gözle görülmüş tarihî realiteleri -dindar olsun, olmasın- her aklıselim sahibinin kabul etmesi gereken hak dinin açık kriterleridir.

f. Hz. Muhammed’in gösterdiği hissî (gözle görülmüş) mucizeleri binden fazladır. Bunların hepsinin uydurulmuş olduğunu söylemek ne akıl ve izana ne insaf ve vicdana sığar. Kaldı ki, hadis ilminin otoriteleri tarafından kabul edilen ilmî ve objektif kriterlere uygun olarak bize kadar ulaştırılan yüzlerce mucize olayı vardır. Hiçbir tarih kaynağı, bu kaynaklar kadar sağlam değildir. Bunlara inanmayanın hiçbir tarih bilgisine inanmaması aklın gereğidir. 

Bu mucizelerin önemli bir kısmı, başta Buharî ve Müslim olarak Kütübü sitte gibi en sağlam kaynaklarda yer almaktadır.

Evet, Kur’an’da “Bizanslıların Sasanilerle kısa bir süre sonra yeniden savaşa başlayacağını ve onları yeneceğini haber vermesi; Mekke’nin fethedileceğini iki yıl önce haber vermesi, Müslümanların bir süre sonra müşriklerin eziyetinden kurtulacaklarını, her tarafta İslam dinin yayılması sonucu Hicaz bölgesinde tam bir emniyet ve güvenin hâkim olacağını bildirmesi, kısa bir süre sonra müşrik topluluğun (Bedir savaşında) hezimete uğrayacağını bildirmesi, İslam devletinin -Hz. Peygamberin vefatından sonra da-hilafetle devam edeceğini haber vermesi gibi, tarih tarafından hepsinin doğruluğu  tasdik edilen gaybî haberler, -dinsiz olsun, dindar olsun- her aklıselim sahibinin kabul etmesi gereken hak dinin açık kriterleridir.

Bu mucizelerin  bir kaç numunesine işaret eden Bediüzzaman Hazretlerinin ilgili ifadelerinin bir özetini buraya almakta fayda görmekteyiz. 

“Evet;

- Hz. Peygamberin avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi,

- “Resulüm! Sen bedir savaşında attığın küçük çakıl taşlarını hedefine ulaştıran Allah'tır.” manasına gelen ayetin açık ilanıyla aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde onları hezimete sevketmesi,

- “Ay yarıldı” mealindeki ayetin açık ifadesiyle aynı avucunun parmağıyla Ay’ı iki parça etmesi

- Ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi;

- Ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika bir mu'cize-i kudret-i İlahiye/Allah’ın kudret mucizesi olduğunu gösterir. Güya ahbablar içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhanîdir ki, küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tesbih ederler. Ve a'daya/düşmanlara karşı küçücük bir cephane-i Rabbanîdir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas etse derman olur. Ve celal ile kalktığı vakit, Kamer'i/Ay’ı parçalayıp Kab-ı Kavseyn şeklini verir; ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer. Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kâinat/kâinatı yaratıcısı yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?..”(bk. Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Üçüncü İşaret)

Kur’an’ın, indiği çağda Allah’tan başka kimsenin bilmesine imkân olmayan pek çok hakikatleri ihtiva etmesi bir yana; sadece üslubunun harikalığı ve ifadelerinin akışkanlığı bile tek başına bir mucize sahnesidir. Örneğin, Kur’an’ın manasını hiç bilmeyen, hatta okunanın Kur’an olduğunu bilmeyen âmî/alalade bir adam teyp veya CD'de okunan Kur’an’ı ve melodisi en hoş olan başka eserleri dinlese, hiç kuşkusuz Kur’an’ın diğer eserlere benzemediğini, onlardan çok daha güzel bir nağmeye, harika bir akışkanlığa, çok ince melodik sanat estetiğine sahip olduğunu söyleyecektir. Biz de bu adamın söylediklerini aynen tasdik ediyoruz. Yüzlerce edebî Arapça kitapları okuduğumuz halde, hiçbirinin Kur’an’ın ifade tarzına, o güzel nağmelerine, o harika akışkanlığına ulaşmadığını, yanına bile yaklaşmadığını bizzat  müşahede edenlerdeniz.

Bediüzzaman Hazretlerinin açıkça ispat ettiği gibi, dört ayetten ve altı cümleden meydana gelen İhlas suresi, öyle bir ifade tarzına, öyle bir harika üsluba, bir dizayna sahiptir ki, tam otuz altı İhlas suresini ihtiva etmektedir. Bediüzzaman’ın bir temel referans olarak ortaya koyduğu bu iç içe otuz altı surelik İhlas suresinin, matematik pörmitasyon kuralı çerçevesinde 1.440 sureyi barındırdığı da tespit edilmiştir (bk. Niyazı Beki, Kur’an’ın Büyük ve Parlak Bir Tefsiri Risale-i Nur). Demek ki, Kur’an’ın “kendisinin  bir tek suresinin bile bir benzerinin getirilemeyeceğine” dair meydan okumasının bir örneği de bu suredir.. O halde Kur’an şüphesiz Allah’ın sözüdür.

Sayaç : 20067
Normal sitede gör