Hz. Mevlana, Mesnevi'sinde "Kadın Hak nurudur, sevgili değil... Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil.” demiş midir? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Hz. Mevlana, Mesnevi'sinde "Kadın Hak nurudur, sevgili değil... Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil.” demiş midir?

Sorunun Detayı
Hz. Mevlana, Mesnevi'sinde "Kadın Hak nurudur, sevgili değil... Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil.” demiş midir?
Cevap

Evet, Mevlana Hazretlerinin,

“Kadın, Hak nurudur, sevgili değil;
Sanki yaratıcıdır (doğurgan), yaratılmış değil!” (Mesnevî, 1/2437)

anlamında bir sözü vardır.

Öncelikle ifade edelim ki, bu sözden kasdedilen mana mecazdır. Yoksa "yoktan var etme" anlamında bir yaratma olmayacağı açıktır. Bu ifade, kadının annelik yönüne dikkat çekmek içindir. Bu nedenle tercümede “doğurgan” kelimesiyle açıklama yaptık.

Nitekim ayet ve hadislerde kadının annelik yönü öne çıkarılmış ve kadının annelik yönüne ayrıca bir değer verilmiştir:

“... Annesi onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu...”(Ahkaf, 46/15)

ayeti ve

“Cennet anaların ayakları altındadır (dibindedir).” (Nesâî, Cihad, 6) 

hadisi birer örnek olarak verilebilir.

Diğer taraftan Peygamber Efendimiz (asm) kendisine gelip en çok kime hürmet ve şefkat besleneceğini soran bir sahabeye “Annene!..” diye cevap vermiş; sahabenin “Daha sonra kime?” diye iki defa daha tekrarlamasına Peygamber Efendimiz iki defasında da aynı cevabı vermiş. Dördüncü seferde ise “Babana!..” diyerek annenin, dolayısıyla kadının da değerini vurgulamıştır. (bk. Buhâri, Edeb 2; Müslim, Birr, 1)

Mevlâna da “Kadın Hak nurudur, sevgili değil; sanki yaratıcıdır yaratılmış değil.” diyerek, kadının anneliğine vurgu yapmıştır. Nitekim Mevlâna, annenin dokuz ay boyunca karnında taşıyıp bin bir güçlükle dünyaya getirdiği yavrusunu (Mesnevî, 3/3560), Allah’ın inayetiyle göğsünde hâsıl olan sütüyle beslemesi gerektiğini vurgular(Mesnevî, 5/1634); eğer süt yerine başka bir gıdayla beslerse çocuğun zarar göreceğine değinir (Mesnevî, I/581).

Mevlâna Hazretleri, Kur'an’ın ve Hz. Peygamber (asm)’den gelen rivayetlerin özünü kavramış bir şahsiyettir. Beyitte geçen tanımlama ile kadının, erkeğe oranla daha hassas, daha duygulu, daha merhametli, daha sabırlı ve daha şefkatli olduğunu vurgulamak istemiştir. Hatta erkeğe oranla daha farklı tecellilere mazhar olmaktadır. Kadının yaratılışındaki ilâhî tecelliler, erkeğe oranla daha fazla olduğu için, kadın, alelâde bir varlık değil, üstün bir varlıktır. Ruh ve mana yönünden erkekten daha güçlüdür. Çünkü kadın, hayatın devamlılığını sağlamada vazifeli, Allah’ın güzelliğinin ilâhî bir tecellisi, yaratıcı kudretinin bir yansıması ve ilâhî mukadderatın temel direğidir.

Her mahlûk gibi kadın da fanidir. Ölmeye ve çürümeye mahkûmdur. Ona emanet olarak verilen maddi ve manevi güzellikler, onun değildir.

Kadının evlilikle en büyük kazanımı annelik duygusudur. Annelik duygusu ile kadınlar, daha hisli, şefkatli, merhametli ve muhabbetli konuma yükselirler.

Bunun sonucu olarak kadınlar, çocuklarının terbiyecisi, ailenin huzur kaynağı ve kocaların sükûna erdiği isimler hâline gelirler. İffetli ve edepli annelerin elinde yetişen çocuklar da bu tür çocuklardan müteşekkil cemiyet de yozlaşmaktan kurtulur.

Özetle kadının cinsiyetinden çok kimliğine vurgu yapan Mevlâna, kadına insan olarak gerekli payeyi vermiş, kadının toplumdaki statüsüne dikkat çekmiş ve kadının saygı duyulması gereken bir varlık olduğunu vurgulamıştır.

Mevlana ayrıca, kadın ve erkeğin birbirine üstünlükleri iddiasını reddetmiş, her ikisini de bir bütünün iki ayrı parçası olduğuna, mutlak eşitlikten ziyade aralarındaki denkliğe dikkat çekmiştir. Erkekler kadar kadınların da maneviyat yolunda er kişi sayılabileceklerini beyan etmiştir. Kadını Hakk’ın cemal tecellisi olarak görmüş, kadının kemal yolunda erkeğe oranla kısa zamanda daha fazla mesafe alabileceğini dile getirmiştir. Kadına karşı uygulanan baskı ve zorlamaları cahil kişilerin işi olarak görmüş, akıllı şahsiyetlerin kadına karşı ölçü ve saygıyı elden bırakmayacaklarını söylemiştir.

Gerek kadının, gerekse erkeğin kişiliklerini evlilikle kemale erdirdiklerini, kadının annelik vasfı ile doğurganlık yönün açığa çıkardığını beyan etmiştir.

Diğer taraftan Mevlana, kadının cinsel sömürü aracı olarak görülmesine, kadınlık onurunun şehevî arzulara peşkeş çekilmesine ve kadını insanlığından ziyade cinsel bir meta gibi değerlendiren yaklaşımlara reddiyede bulunmuştur. (bk. Doç. Dr. Kadir ÖZKÖSE, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin Düşüncesinde Kadın C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi XI/1 - 2007, 51-67)

Sayaç : 7233
Normal sitede gör