Hızır (as) kıssasında bir çocuğu öldürdüğünü okuyoruz. Musa (as)'a neden olarak da çocuğun kafir olup ilerde onları saptıracağı gösteriliyor. Yani suç işlenmeden cezalandırılması söz konusudur? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Hızır (as) kıssasında bir çocuğu öldürdüğünü okuyoruz. Musa (as)'a neden olarak da çocuğun kafir olup ilerde onları saptıracağı gösteriliyor. Yani suç işlenmeden cezalandırılması söz konusudur?

Sorunun Detayı
Hızır (as) kıssasında bir çocuğu öldürdüğünü okuyoruz. Musa (as)'a neden olarak da çocuğun kafir olup ilerde onları saptıracağı gösteriliyor. Yani suç işlenmeden cezalandırılması söz konusudur?
Cevap

Cevap 1:

Hz. Hızır’ın (as) genç çocuğu öldürmesi, Allah’ın izniyle Azrail’in rûhları kabzetmesi gibidir. Allah emretmiştir, Hızır da bu emri yerine getirmiştir.

Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazan şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde şöyle buyurulur: "Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz.” (el Bakara, 2/216).

Rasûlullah (s.a.s.), Hızır (a.s.)'ın ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı şöyle nakleder: "Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya göstererek şöyle dedi: Allâh'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, şu serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir." (Buhârî, İlm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi için bk. İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'ânı'l-Azîm, İstanbul 1985, V,172-185).

Cevap 2:

Bu konu aklı aşan -gaybî, kaderî bir tablonun sergilendiği- bir sahnede cereyan etmiştir. Bu konunun hükümleri, Ledün ilmine sahip olan Hz. Hızır’ın sahip olduğu  batınî ilmin ölçülerine göre değerlendirilmiştir. Ona bu özel ilmin verildiği hususu, “Onlar/Musa ve genç arkadaşı, orada Bizim seçkin kullarımızdan bir has kulumuzu buldular ki, Biz ona lütfedip nezdimizden ledünnî/Rabbanî bir ilim öğretmiştik.”(Kehf, 18/65) mealindeki ayette açıkça ifade edilmiştir.

İşte, Hz. Hızır, Allah’ın kendisine lütfettiği özel Batınî ilmiyle bu olaylara yaklaşmış, yaptıklarını “ehven-i şer” çerçevesinde değerlendirmiş ve Hz. Musa’ya olayların gizli veçhesini bu istikamette açıklamıştır.  Bu cümleden olarak;

a. Gemiyi biraz zedelemesinin hikmetini şöyle açıklamıştır: “Gemi  denizde çalışan bir takım fakirlere ait idi. Öte yanda, sağlam olan bütün gemilere el koyan zalim bir hükümdar vardı. Ben gemiyi kasten bir miktar zedeledim ki, onu gasp edilmekten kurtarayım.”(bk. Kehf/18/79).

b. Çocuğu öldürmesinin gerekçesini ise şöyle açıklamıştır: “Oğlan çocuğunun durumuna gelince; onun ebeveyni mümin kimseler idi. Bu çocuğun ileride onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Allah’ın kendi lütuf ve  merhametinden onlara daha şefkatli, daha temiz bir çocuk ihsan etmesini diledik.”(Kehf, 80-81). Belki de, çocuğun ölmesinden geçici, fani olan dünya hayatının sönmesinden gelen zararın, onun ileride sebep olacağı ebeveyninin ahiret hayatlarının sönmesi anlamına gelen azgınlık ve küfre girmelerinden çok daha ehven olduğunu ledünnî ilmiyle müşahede etmiş ve olaya bu açıdan yaklaşmıştır.

c. Kendilerini ağırlamayan insanların şehrinde gördüğü hasarlı duvarı tamir etmesinin nedenini de şöyle açıklamıştır: “Ebeveynleri salih olan iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir define bulunuyordu. Onlar rüşt çağına gelinceye kadar duvarın yıkılmaması, onların yararına olacaktı. Onun için tamir ettim ki, bir süre daha yıkılmasın..”(Kehf, 18/82).

Bunların hepsini Allah’ın kendisine lütfettiği özel ledünnî ilim ve ilham doğrultusunda yaptığını -Hz. Musa’ya- şu cümlelerle açıklamıştır: “Bütün bunlar, Rabbinden birer lütuf ve rahmet olup, hiç birini ben kendi görüşümle yapmış değilim.” (Aynı ayet; krş. Razî, ilgili ayetlerin tefsiri).

Cevap 3:

Allah’ın “Kader, Kaza ve Ata” adında üç kanunu vardır:

Kader: Olmuş, olacak ve olmakta olan her şeyin ilahî ilimdeki bir programdır.


Kaza: Bu programın, dışa yansıması, ilmi mahiyetiyle beraber haricî bir vücudu giymekle varlık aleminde boy göstermesidir. İlim ve kudretten çıkan bu iki kanun, birer sünnetüllahtır/Allah’ın kanunudur, değişmez. “Terli olarak soğuk su içen hasta olur. Beyni parçalanan ölür. Böbrek taşı alınan hasta, acıdan/ağrıdan kurtulur.” 

Ata ise: Kâinatta geçerli olan söz konusu kader ve kaza kanunlarının genel kapsamları dışına çıkan ve onlara rağmen, Allah’ın özel lütfünü, ihsan ve ikramını sergileyen bir muamelenin adıdır. Aynı misalleri tekrarlarsak; “Terli olarak soğuk su içtiği halde hasta olmayan, beyni parçalandığı halde ölmeyen-bir şekilde iyileşen,  böbrek taşı alınmadığı halde, acıdan/ağrıdan kurtulan”  kimselerin durumu, normal kanunların üstünde bir manzara gösteren, Ata kanununun birer yansımasıdır.

Soruda geçen konunun, kader ve kaza yörüngesinde cereyan ettiğinin bilinmesidir. Çünkü bu iki kanun, sebepler örgüsünün  unsurlarıyla birlikte mütalaa edilir. Yani, Allah’ın ilmi, bu çocuğun şu sebepten dolayı öldürüleceğini bilmiş ve kaza olarak onun o tarzda sahnelenmesini istemiştir. Yine, geminin gasp edilmemesi de, onun  kırılmış, su alan, yıpranmış bir şekle girmesine bağlamıştır. Bu sünnetullahtır ve değişmez. Allah, onu Ata kanunu çerçevesine alabilirdi, almamıştır. Kimsenin –hikmetini öğrenme dışında- bunu sorgulamaya hakkı da yoktur.

Cevap 4:

Kur'anda tekrar edilen Hz. Musa ve Hz. Hızır hadisesi nedir?

Sayaç : 10835
Normal sitede gör