“Bir insan, yüzde yetmiş genetik + yüzde otuz çevrenin ürünüdür” sözü doğru mudur? İnançsızlıkta genetik kodlar etkili midir? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

“Bir insan, yüzde yetmiş genetik + yüzde otuz çevrenin ürünüdür” sözü doğru mudur? İnançsızlıkta genetik kodlar etkili midir?

Sorunun Detayı
“Bir insan, yüzde yetmiş genetik + yüzde otuz çevrenin ürünüdür” sözü doğru mudur? İnançsızlıkta genetik kodlar etkili midir?
Cevap

“Bir insan, yüzde yetmiş genetik + yüzde otuz çevrenin ürünüdür.” yargısı doğru değildir. Çünkü bu günkü ilmî veriler böyle bir yargıya varmak için kesin delil olacak düzeyde değildir.

Uzmanların belirttiğine göre, her kromozomun içinde uzun bir ip merdivenini andıran DNA molekülü bulunur. Bu DNA molekülü, bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlanan binlerce birimden oluşmuştur. Kalıtsal bilgi de bu birimlerin özel diziliş biçiminde saklıdır. Bu dizilişe "genetik şifre" ya da "genetik kod" denir. Gerçekten de DNA molekülündeki birimlerin her diziliş biçiminde hücrenin hangi proteini üreteceğini bildiren bir şifre gizlidir. Hücrenin kimyasal maddeleri üreten bölümü bu şifreyi çözerek canlı için gereken proteini yapabilir.

Bu açıklamalardan da anlaşıldığına göre genetik kod, ilahî kudret ve hikmet tarafından dizayn edilen ve daha çok canlı bünyenin biyolojik ihtiyacını düzenlemeye yönelik bir mekanizmadır. İmtihan ise, daha çok manevî birer mekanizma olan ruh, akıl, şuur ve özgür iradeye yöneliktir.

Bu gün müspet ilmin keşfettiği “genetik kodlama” da bir sevk-i ilahî ve sevk-i kaderînin hikmetli bir yansımasıdır. Yüce Allah’ın insanlar için açtığı imtihan, şuura taalluk eden, aklı muhatap alan bir konuma sahiptir. Bu sebeple, insanın yanlış bir müdahaleyle bu fıtrî dürtülerin yönünü yanlış bir yola yönlendirmesi söz konusu olduğu zaman, şuurlu olan özgür iradesi devreye girebilir ve yolunu şaşırmış bu fıtrî sevkin yüzünü doğruya yönlendirebilir.

Dolayısıyla, sanıldığı gibi, “genetik kodlar” cebrî bir surette insanları iyiliğe veya kötülüğe sevk etmez, edemez. Çünkü, insanın özgür iradesi bu sevkıyata “dur!” diyebilir. Zaten özgür ve şuurlu iradenin görevi böyle bir fren vazifesini görmektir. Âdil bir imtihanın gerçekleşmesi de buna bağlıdır. Örneğin, acıkan bir insan, “Acıkma hissim oldu, öyleyse hırsızlık yapabilirim.” diyemez.

Âdil bir mtihanın olabilmesi için insanın iç aleminde -biri iyilik, diğeri kötülük isteyen- zıt kutupların olması gerekir. Bu mekanizma, iyilikten hoşlanan kalp, akıl ve ulvî duygularla, kötülükten hoşlanan nefis, kör hissiyat ve suflî duygulardan oluşmaktadır. Bu zıt arzuların gerçekleşmesi ise, insanın özgür iradesine bağlıdır. Kişi, hangi tarafı tercih ederse, onu yapar ve tabii ki sonuçta ceza veya mükâfat görür.

İnsanın özgür iradesini askıya alıp sadece kötülüğe yönlendiren bir genetik kodlamanın varlığına dair düşünceler, tamamen bir spekülasyondur, imtihan için gerekli olan ilahî adaleti göz ardı eden bir yaklaşımın ürünüdür. Genetik kodlarda iyiliği ve kötülüğü simgeleyen bazı hususlar olabilir, ancak bunlar insanın özgür iradesini tamamen ortadan kaldıracak bir boyutta olduğunu düşünmek asla doğru değildir.

Genetik kod şifrelerinin önemli bir bölümü kalıtım yoluyla tevarüs edildiği söylenir. Halbuki, Hz. Nuh (as) gibi bir peygamberin oğlunun küfrü tercih etmesi, küfrün başı Ebu Cehil’in oğlu İkrime’nin imanı seçmesi bu kuralın ne kadar tartışmalı olduğunu göstermeye yeter. Atasözünde yer alan “Veliden peli, peliden veli çıkar / doğar.” ifadesi, bu kalıtım meselesinin imtihan bazında çok abartılı olduğunu göstermektedir.

Firavun gibi ilahlık dava eden bir kâfirin sarayında yetişen Hz. Musa (as)’ın varlığı, aynı evde olup da imanı tercih eden Firavun’un karısı Asiye’nin varlığı, bu gün bile çok dindar ailelerde yetişen, dindar çevrede bulunan bazı kimselerin kâfirliği veya fasıklığı tercih etmeleri, tersine kötü bir ailede bulunup da kötü bir çevrede yaşayan bir çok kimsenin iman ve İslam’ı tercih etmeleri, çevrenin de tek başına imtihanı zorlayan bir unsur olmadığının açık göstergesidir. Tarih boyunca gayri müslim bir çok insanın aklını kullanarak, özgür iradesiyle İslam’ı tercih etmeleri âdil bir imtihanın söz konusu olduğunun açık bir göstergesidir.

“Her doğan çocuk fıtrat dini olan İslam’ı kabul edebilecek bir kabiliyette doğar. Sonra annesi, babası, çevresi, onu Yahudî, Hristiyan, Mecusî yaparlar.”

manasına gelen hadisin ifadesi, imtihan sahasında bir tek zorunlu istikamet gösteren kodlama trafik işaretinin  söz konusu olmadığına işaret etmektedir. Bir takım fasık olan kimselerin çocuklarının salih birer insan, tersine salih kimselerin çocuklarının da fasık olmaları bu gerçeğin reddedilmez kanıtıdır.

“Resulüm!  De ki: “İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”(Kehf, 18/29)

mealindeki ayette ve benzeri pek çok ayette, insanın özgür iradesine bağlı olarak tercih hakkına sahip olduğunu gösteren  Allah’ın açık hükmü karşısında, her zaman spekülasyonlara açık olan bilimsel teorilerin ve özellikle bu teorileri dinin gerçeklerine karşı kullanmayı vazife sayan materyalist fen-felsefe bilimcilerinin sözlerinin ne kıymeti var?

Sayaç : 3600
Normal sitede gör