Cehalet devrinde sünnet olma var mıydı? Yeni Müslüman olan kimsenin sünnet olması şart mıdır? Sünnet olmazsa, sen Müslüman olmadın denilebilir mi? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Cehalet devrinde sünnet olma var mıydı? Yeni Müslüman olan kimsenin sünnet olması şart mıdır? Sünnet olmazsa, sen Müslüman olmadın denilebilir mi?

Sorunun Detayı
Cehalet devrinde sünnet olma var mıydı? Yeni Müslüman olan kimsenin sünnet olması şart mıdır? Sünnet olmazsa, sen Müslüman olmadın denilebilir mi?
Cevap

Sünnet olmak İslama girmenin şartı değildir. Bir kimse sünnet olmadan da Müslüman olabilir ve sünnet olmaması Müslümanlığına mani değildir.

Kur'ân'da "Sünnet" (hıtan) ile ilgili bir âyet bulunmamakla birlikte, Müslümanlığın simgesi olarak kabul edilmiştir. Geçmişi Hz. İbrahim (as)'e kadar varan sünnet, câhiliye devri Arapları arasında da devam edegelen bir âdetti. Araplarda hem kadın hem de erkekler sünnet edilirdi.

Rivâyete göre sünnet, Hz. İbrahim (as)'in seksen yaşlarında kendine tatbikiyle başlamıştır. Bir rivayete göre İbrahim (a.s)'ın Kur'ân'da söz edilen bazı kelimelerle sınanması (Bakara, 2/124) temizliğe dair sorularla olmuştur. Bunların vücûda dair olanları sünnet olmak, koltuk altı ve kasık kıllarının kesilmesi, su ile istinca ve tırnakların kesilmesi gibi hususlardı.

Hz. Peygamber (s.a.s),

"Sünnet (hıtan), erkeklere sünnet, kadınlar için fazilettir." (Ahmed b. Hanbel, V, 75; Ebu Davud Edeb, 167; el-Fethu'r-Rabbânî, XVII, 1312)

buyurur. Bu sünnet, Ebu Hanife ve İmam Malik'e göre mutlak sünnet, Ahmed b. Hanbel'e göre erkeğe vacib, hanımlar için sünnettir. Şafiî erkek ve kadın arasında vucûb bakımdan bir fark görmemiştir (el-Fethu'r-Rabbanî, XVII, 1312). Çoğunluğu Hanefi olan Türklerde kadınlar sünnet edilmezler. Ebu's-Suud Efendi kendisine yöneltilen; "Diyar-ı Arap'da avratları sünnet ederler. Bu fiil sünnet midir?" sorusuna "el-Cevap: Müstehaptır." şeklinde cevap vermiştir. (M. Ertuğrul Düzdağ, Şerhul-İslam Ebu's-Suud Efendi Fetvaları, İstanbul 1972, s. 35).

Hattabî de; "Sünnet olmak fiili her ne kadar öteki sünnetler arasında sayılıyorsa da, ilim adamlarından bir çoğuna göre vacibtir. Çünkü sünnet olmak hem dinin ve hem dindarlığın şiarıdır. Müslüman kimsenin kafirden ayırdedilmesi buna bağlıdır. Savaş alanında öldürülenler arasında sünnetli bir kimseye rastlanılırsa, diğeri de sünnetsiz bulunursa, böyle bir durumda sünnetli kimse üzerine namaz kılınır, defni sağlanır. İslam kabristanına gömülür." demektedir.

Hasan Basrî, "Rasûlüllah, (s.a.s) Efendimize uyarak bir çok kimseler İslam'a girdi. Siyahı, beyazı, Romalısı, İranlısı, Habeşlisi... Ama bunlardan hiç birinin sünnet olup olmadıkları araştırılmadı. Şayet sünnet olmak vacib olsaydı, sözü edilenler sünnet olmadan İslam dinine kabul edilmezlerdi." demektedir. Ancak bu delil sünnet olmanın ihtiyari olduğunu ispatlayacak nitelikte değildir.

Zira Araplar zaten kesinlikle sünnet olmakta idiler. Diğer taraftan Yahudiler, bunlar da kesin olarak sünnet olurlardı. Hrıstiyanlara gelince, onlardan bir grubu sünnet olurken, diğer bazıları da olmazdı. İslam dinini kabul eden herkes, -ister puta tapan Arap olsun, ister Yahudi, ister Hrıstiyan olsun- İslâmî prensiplerden birinin sünnet olmak olduğunu bilirdi. Bunu bildiği için de İslam dinini kabul ettikten hemen sonra boy abdesti aldıkları gibi sünnet olurlardı.

Yukarıda Useym b. Kelîb'in dedesinin Peygamberimiz (s.a.s)'e gelerek, "Kesin olarak İslâmı seçtim, Müslüman oldum." deyince, Rasûlüllah (s.a.s) kendisine; "O halde küfrün kıllarını kendinden temizleyip at ve sünnet ol." buyurması ve Zührî yoluyla rivayet olunan; "Kim İslâm'a girerse, yaşlı da olsa sünnet olsun." anlamındaki hadis, bu hükmü pekiştirmektedir.

Peygamberimiz (s.a.s) ise, ümmetini sürekli hayırlı ve mutlu sonuç getiren işlere yöneltir ve onları başkasından seçip ayıracak hususları öğretirdi. İşlenip işlenmediğinin derinliğine inmek, araştırıp kontrol etmekle yükümlü değildi. Onun bu konuda izlediği yol, İslâma girenleri dış halleri ile kabul etmek ve değerlendirmekten ibaretti. Gizli hallerini ise Allah'a bırakırdı.

İslam hukuk otoriteleri, sünnet fiilinin gerekli bir ibadet olmasındaki sebep ve illetleri şöyle göstermişlerdir: Sünnetsiz kimse abdestini ve namazını bozmaya kendisini arzetmiş olur. Çünkü kesilmedik kalan deri, cinsel organının baş kısmını tümüyle kapatmaktadır. İdrar altına girince onu temizlemek hayli güçtür. Böyle bir durumda sağlıklı bir temizlik ancak sünnet olmaya bağlıdır. Bundan ötürü gerek selef (öncekiler) olsun gerekse halef (sonrakiler) olsun bir çokları sünnetsiz kimsenin imamlığını uygun görmemişler ve yasaklamışlardır. Fakat tek başına kıldığı namazlarda ise, devamlı idrarı damlayan kimse gibi özür sahibi sayılır.

(Şamil İ.A., "SÜNNET (Hitan)" md.den alınmıştır.)

İlave bilgi için tıklayınız:

SÜNNET (Hitan)

Sayaç : 7648
Normal sitede gör