Tevhid-vahdet, hamd-şükür, rahman-rahim kelimeleri arasında ne gibi farklılıklar ve benzerlikler vardır? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Tevhid-vahdet, hamd-şükür, rahman-rahim kelimeleri arasında ne gibi farklılıklar ve benzerlikler vardır?

Sorunun Detayı
Tevhid-vahdet, hamd-şükür, rahman-rahim kelimeleri arasında ne gibi farklılıklar ve benzerlikler vardır?
Cevap

1. ‘Kesret’, çokluk; ‘vahdet’, birlik; ‘tevhid’ ise birleştirme, bir araya getirme, birlikte düşünme demektir. “Binlerce taş” sözü, ‘kesreti’ yani çokluğu ifade eder. Bunların tevhit edilmesi, bir araya getirilmesiyle bir cami inşa edildiğinde kesretten vahdete geçilmiştir. Artık o câmi, ‘binlerce taş’ değil, ‘bir binadır.’

Kelime-i tevhitte, Allah’ın bütün isimleri ve sıfatları birlikte düşünülür. Yani, “lâ ilahe illallah” denildiğinde, “Allah’tan başka hak Mabud yoktur.” mânâsı yanında, “O’ndan başka Hâlık, Mâlik, Rezzak, Şafi,.. yoktur.” mânâları da hatıra gelir. ‘Allah’ lafzı, bütün İlâhî isimlere delâlet ettiği için, kelime-i tevhitte bütün esma tecellileri toplanır ve bu isimlerin tek sahibi olan Allah’tan bilinir.

Hayat tevhidin bir cilvesidir. Yani, bu muhteşem kâinatın sayılamayacak kadar çok yapı taşları vardır. Ama sonunda bu âlem, hayat meyvesi verecek bir ağaç olarak yaratılmıştır. Hayatı düşünen insan, “Bu harika eser ancak bu kâinatın Hâlık’ına mahsustur.” hükmüne varır. Kesret âlemi olan bu kâinat, şecere-i hilkat denilen bir tek ağaç olarak düşünüldüğünde ‘kesretten vahdete’ gidilmiş olur. Bu ağacın tamamı hayata hizmet ettiği cihetle de hayat, ‘bir cilve-i tevhid’ taşımaktadır.

2. Hamd: “Bir ihsana karşı kalbin medih ve şükür duygularıyla dolması ve o ihsan sahibini tâzim etmesi.”

Hamd ile şükür ilişkisi umum husus olarak özetlenebilir. Yani her şükür aynı zamanda bir hamddir. Ancak her hamd şükür değildir. Hamd, bize ve bütün mahlukata yapılan ikram ve izetleri Allah'a takdim etmektir. Şükür ise daha hususi olarak bize yapılan ikramlara karşılık gelir. Bu nedenle şükür kelimesi hamdin yerini tutamaz. Hamd daha geniş ve şumüllüdür.

Kur’an’ın hülâsası olan Fatiha sûresi, “Âlemlerin Rabbine hamd” ile başlar. Demek ki âlemlerin terbiye edilmeleri insan için bir ihsan, bir ikramdır; Ona Rabbinin bir lütfudur.

Güneş bir terbiyeden geçmiş de ziya veriyor, ısı veriyor; gezegenlerini etrafında döndürüyor. Onu böylece terbiye eden Allah’ı medih ve sena ederiz. Bir de bu terbiyenin insana bakan ciheti var. Güneşin böylece terbiye görmesi sayesinde insanoğlu ondan istifade edebiliyor. Yâni, bu terbiye insana bir ihsan. Bu ihsana karşı da Rabbimize şükür borçluyuz. İşte hamd, bu medihle bu şükrü birlikte ifade eden mühim bir zikir.

Oksijenle hidrojeni ayrı ayrı terbiye eden, sonra bunların ikisini yeni bir terbiyeden geçirerek su hâline getiren Rabb-ül Âlemin’e hamdederiz. Zira, su yaratmak, nehir, göl, deniz yaratmak Allah’ın azim bir sanatı olduğu gibi insanoğluna da büyük bir ihsanıdır.

Gözümüzü görmeğe, elimizi tutmağa, ciğerimizi solunuma uygun olarak terbiye eden Rabbimize hamdederiz.

Dünyanın Güneş etrafında, Ay’ın da Dünya etrafında döndürülmesi büyük bir kudret tecellisi olduğu gibi, insan için büyük bir İlâhî ihsandır ve ikramdır. Onları böylece terbiye eden Allah’a hamdederiz.

Mü’minler için cenneti, kâfirler için cehennemi terbiye eden Hâlıkımıza hamdederiz.

Kur’an’ı Kerim'in “Rabb-ül Âlemin’e” hamd ile başlayıp, “Rabbünnâsa” sığınmakla son bulması ne kadar mânidardır. Rabb-ül Âlemin; bütün âlemlerin terbiye edicisi. Rabbünnas da insanı bütün organlarıyla ve bütün duygularıyla terbiye eden Allah. Âlemlerin terbiyesi, insana baktığı, insanın faydalanmasına en uygun şekilde yapıldığı için, âlemleri terbiye eden ancak insanın Rabbidir. Bir diğer ifadeyle insanın Rabbi ancak âlemleri terbiye eden zât olabilir. İşte insan bu tabloyu tefekkür ettiğinde ruh ve kalbi sonsuz bir minnet, medih ve şükür ile dolar. Allah’a sonsuz hamdeder.

Fikrimize kâinat kitabını okuma gücü veren, kalbimize iman ve marifeti yerleştiren Rabbimize hamdederiz. Kalb gözümüzü hidayetiyle açması ve bize kendini bildirmesi, tanıttırması, sevdirmesi, Allah’ın en büyük bir ihsanı bir ikramı olduğu kadar, en ince bir san’atıdır da. Dünün nutfesi bugün Rabbini tanıyor, O’nu seviyor, O’nun san’atlarını tefekkür edebiliyor.

San’atkârını bilen eser, kâtibini tanıyan kitap... Bunlar beşer hayâlinin erişemeyeceği noktalar. İşte hidayetle nurlanan bir mü’minin kalbi, Allah’ın böyle harika bir san’atı.

İnsan kendisinde tecelli eden bu kemal için hem Rabbini medih ve sena eder, hem de bu büyük lütuf karşısında O’na sonsuz derecede şükreder.

Hamd sadece insana mahsus değil. Diğer mahlûkların da en azından hâl diliyle hamdleri vardır. Bir yıldız, Allah’a hamdeder; yok iken var olduğu için. Zira, yoğu var etmek hem İlâhî bir san’at, hem de o yıldıza bir ihsandır.

Bir çiçek de Allah’a hamdeder. Suyu, toprağı terbiye ederek çiçek hâline getirdiği için Allah’ı hâl diliyle medih ve sena ettiği gibi, kendisine çiçek olmayı lütfettiği için de yine Rabbine şükreder. İşte bu medih ve şükür onun hamdidir.

Diğer varlıkları da bunlara kıyas ettiğimizde, her varlığın Allah’ı tesbih ettiği gibi O’na hamd de ettiğini bir derece hissedebiliriz.

3. Risale-i Nur tefsirinde, besmelede geçen üç ilahi ismin, yani Allah, Rahmân ve Rahîm isimlerinin bu dizilişlerindeki bir sır nazara verilmektedir. Bilindiği gibi, Lafza-i Celal olan Allah ismi bütün âlemlerdeki her nevi rububiyet tecellilerinin tümünü içine almaktadır.

“Çünkü lâfza-i Celâl, Zât-ı Akdes’e delâlet eder: Zât-ı Akdes de, bütün sıfat-ı kemaliyeyi istilzam eder.” (İşârat-ül İcaz, s.15)

Rahman’ın en zahir manasının Rezzak olduğu nazara alındığında, Allah isminden sonra bu ismin gelmesiyle yeryüzündeki rububiyet tecellileri nazarımıza sunulmuş olur.

Rahîm ismi ise yeryüzündeki bir milyonu aşkın canlı türünden sadece insana bakmaktadır. Zira bu türler içerisinde dünyada imtihana tabi tutulan, cennet ve cehenneme aday kılınan sadece insan türüdür. Zaten Rahîm isminin manası da “müminleri lütfuyla cennete, kâfirleri adliyle cehenneme koyan” demektir.

Allah isminin bütün alemlere, Rahmân ismini arz küresine, Rahîm isminin ise insana bakması besmeledeki bu sıranın da ayrı bir ilahi sır olduğunu bize ders vermektedir. Besmelenin Türkçe’ye tercümesinde bu sır kaybolur.

Sayaç : 5259
Normal sitede gör