Kuran okurken yapılan imale ve işmam nedir? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Kuran okurken yapılan imale ve işmam nedir?

Sorunun Detayı
Kuran okurken yapılan imale ve işmam nedir?
Cevap

Kuran kıraatlerinde fonetik okumalar dediğimiz yani kelimenin farklı şekillerde seslendirilme biçimleri vardır. İmale, işmam, teshil gibi okumalar da bunlardandır.

Bu okumalar Hz. Peygamber (asm) Efendimizin insanların vahiy lafızlarını okumada zorluk çekmemeleri için vermiş olduğu yedi harf ruhsatı çerçevesinde değerlendirilen okumalardır.

Dolayısıyla bir kelimeyi insanlar kendi lehçelerine göre bu izin bağlamında seslendirebilirler.

Eğer lehçelerinde imale uygulaması var ise imale ile okurlar yoksa okumazlar.

Böylece imale, işmam gibi okumalar Hz. Peygamberin bizzat okumasına veya seslendirmesine gerek yoktur.

Bu farklılıklar veya okumalar Hz. Peygamberin vermiş olduğu yedi harf ruhsatı içindedir ve Hz. Peygamberin iznine bağlıdır.

Bazı rivayetlerde Kureyş lehçesinin uygulaması olmamasına rağmen Hz. Peygamberin imale yatığı belirtilir.

Sahabe, Kureyş lehçesinin bir uygulaması olmadığı şeklinde itiraz ettiklerinde "o benim dayılarımın lügatidir" şeklinde cevap vermiştir.

Netice itibariyle bunlar vahiy kelimelerinin bizzat kendileri değil onların farklı şekilde seslendirilmeleridir ve ayrı ayrı Hz. Peygamberin uygulaması değil, yedi harf ruhsatına bağlıdır.

Eğer bunlara ille de mütevatir denilecekse ayrı ayrı değil, yedi harf rivayetleri mütevatir olduğu ve bunlar da onun içinde değerlendirildiği için denilebilir.

İmale, fethada ve onu takip eden elifte ortaya çıkan telaffuz değişikliği anlamında dil ve kıraat terimidir.
İmale, sarf ve kıraat ilimlerinde “fethayı kesreye ve elifi yâ’ya yaklaştırarak seslendirmek” demektir.

Arap dilinde aslolan fethalı harfi dudakları açarak (feth ile / imâlesiz) telaffuz etmektir. Bunun iki şekli vardır:

1. Feth-i Şedîd. Harfin fethalı okunuşunda ağzın “a” yönünde tamamen açılmasıdır ki buna “tefhîm” de denmiştir. İsti‘lâ harfleri (خص ضغط قظ) ve râ ile lafzatullahın “lâm”ı istisna edilecek olursa gerek dilde gerekse kıraatte fethalı harfler için -Farsça’dan Arapça’ya geçme- bu açılım doğru bulunmamıştır. (İbnü’l-Cezerî, 1/215, 218, 2/30).

2. Feth-i Mutavassıt. Fethalı harfin feth-i şedîd ile mutavassıt imâle arası bir sesle okunmasıdır ki Arapça’da feth-i şedîdin uygulandığı yerler dışında kalan fethalı harflerin tamamı bu türün örneklerini oluşturur. Türkçe’de “fener” ve “felek” kelimelerindeki ikinci “e”lerin verdiği ses bu tür fethe örnek olabilir.

İmâle ikiye ayrılır:

1. İmâle-i Kübrâ (imâle-i şedîde, bath, mahd, idcâ’, kesr). Fethanın kesreye, elifin “yâ”ya -tamamen çevrilmemesi kaydıyla- iyice yaklaştırılmasıdır. Anılan iki Türkçe kelimedeki birinci “e”lerin verdiği ses bu imâle türüne örnek teşkil edebilir.

2. İmâle-i Suğrâ (imâle-i mutavassıta). Feth-i mutavassıtla imâle-i kübrâ arası bir seslendirmedir ki buna “taklîl, beyne beyne, beyne’l-lafzateyn” de denir.
Kureyş fonetiğinin dahil olduğu Hicaz lehçesinde genelde imâle yoktur. Dillerinde en çok imale bulunanlar, başta Temîm olmak üzere Esed ve Kays Aylân kabileleriyle Necid ahalisidir.

Bu farklı fonetik incelikler, rivayet disipliniyle sınırlı olarak kıraatler içinde sağlıklı bir şekilde tesbit edilmiş ve korunmuştur.

Meşhur on kıraat imamından Hamza b. Habîb, Kisâî ve Halef b. Hişâm النصارى، الهدى، مثواكم، موسى، يحيى، أتى، سعى، يخشى، kelimelerindeki “yâ”dan çevrilmiş elifleri imâle ile (imâle-i kübrâ) okumuşlardır.

Ebû Amr b. Alâ da bu tür kelimelerden “râ”dan sonra maksûr elif bulunanlarda (بشرى، النصارى، ذكرى) imâle yapmıştır.

Nâfi‘ b. Abdurrahman’ın râvisi Verş ise bunlarda imâle-i suğrâ uygulamış, ayrıca vâvî veya yâî ayırımı yapmaksızın الهدى، يغشى، الضحى، سجى gibi kelimeleri de bu uygulama kapsamına almıştır.  Âsım kıraatinin Ebû Bekir Şu‘be b. Ayyâş rivayetinde sayılı örnekleri olan imâleli okuyuş, Hafs rivayetinde مجريها (Hûd 11/41) kelimesinde “râ”nın imâleli icrası ile sınırlı kalmıştır. (ayrıntılar için bk. Dânî, s. 46-53; İbnü’l-Cezerî, II, 29-90)

İmale zorunlu kabul edilmeyen (câiz) bir keyfiyet olmakla birlikte sesler arası uyuşmazlığı gideren, tını ve uyum güzelliği sağlayan fonetik bir keyfiyet olarak dilde ve kıraatte yaygın ve çok farklı uygulamalara konu olmuş, hemen bütün dil ve kıraat âlimleri bununla ilgilenmiştir.

İşmam, vakıf durumunda zammeyi sessiz olarak dudaklarla göstermek ve vakıf sebebiyle meydana gelen sükûnu icra ettikten sonra zammeyi belirtmek üzere dudakları ileriye doğru toplamak demektir.

Bundan maksat, üzerinde vakfedilirken kelimenin sâkin hale gelen son harfinin harekesinin zamme olduğunu belirtmek, tilâvet edeni aynı zamanda bakmak suretiyle dinleyen ve mânayı takip etmek isteyen kişiler, meselâ işitme özürlüler için kelimenin i‘rabının ne olduğunu göstermektir.

Fetha ve kesre ile ârızî harekede, harekesi zamme de olsa cemi “mîm”inde ve te’nîs “tâ”sında işmam yapılmaz. “سيق، سيئت، غيض، قيل” gibi kelimelerde ilk harfin asıl harekesine işaret etmek üzere uygulanan bir işmam şekli daha vardır ki bu kelimenin ilk harfinin harekesi zammeye, arkasından gelen yâ harfi de “vâv”a doğru işaret edilerek kelimenin asıl yapısı gösterilmeye çalışılır. “لا تأمنّا” sözünde (Yûsuf 12/11) Ebû Ca‘fer el-Kārî dışındaki kırâat-i aşere imamları için geçerli olmak üzere iki vecih vardır.

Birincisi ilk nûn harfini diğerine idgam ederken birinci “nûn”un ötresine işaret etmek için işmam kuralını uygulamak, ikincisi ilk nûn harfini açık şekilde (izhar) okurken ihtilâs etmektir. İşmam vechinin sebebi birinci nûn harfinin aslında zamme olan harekesini dudak hareketiyle göstermektir.

Kıraat ve tecvid kurallarının en doğru biçimde öğreniminin ancak Kur’ân-ı Kerîm’i usulüne uygun şekilde okuyan ve öğreten bir muallim (fem-i muhsin) önünde mümkün olacağı özellikle bilinmelidir..

Sayaç : 2081
Normal sitede gör