Beni, sana verdiği dertten koruyan Allah'a hamdolsun, sözü nasıl anlaşılmalı? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Beni, sana verdiği dertten koruyan Allah'a hamdolsun, sözü nasıl anlaşılmalı?

Sorunun Detayı
Beni, sana verdiği dertten koruyan Allah'a hamdolsun, sözü nasıl anlaşılmalı?
Cevap

1) Bu hadis Beyhaki’de geçmektedir. (bk. Beyhaki, Şuab, 6/254, hno: 4129)

Bazı rivayetlerde  hadisin sonunda yer alan “kendisine verilen nimetin şükrünü eda etmiş olur” cümlesi yerine, “hayatı boyunca o belaya maruz kalmaz” manasındaki ifadeler vardır.

Bu ufak farklarla birlikte bu hadisin zikredildiği başka kaynaklar da vardır. (Örneğin, bk. Tirmizi, hno:3431-31; İbn Mace, hno: 3892; Taberani, Dua, hno: 798-801; İbn Ebi Şeybe, Musannef, hno: 29736)

Hafız Heysemi, bu hadisin bazı rivayetleri için  “Hasen” demiştir. (Mecmau’z-Zevaid, 10/138), Nasıruddin el-Elbani de uzun tahliller sonunda bir rivayet için “Hasen” bir diğeri için de “Kavi” diyerek senedinin sağlam olduğuna işaret etmiştir. (bk. Silsiletu’l-Ahadisi’s-Sahiha, 2/151-53, 6/531-32)

2) Bu hadis Buhari ve Müslim’de geçmektedir. (bk. Buhari, İman, 13; Müslim, İman, 45)

Bu iki hadis arasında bir çelişki yoktur. Şöyle ki;

- "Biriniz, bazı dertlere uğramış bir kişiyi gördüğünde, içinden, 'Beni sana verdiği dertten koruyan, beni sana ve kullarının bir çoğuna gerçekten üstün kılan Allah'a hamdolsun.' dese, bu söz, kendisine verilen o nimete şükür olur."  manasındaki hadis rivayetinde, başkasının başına gelen musibetten dolayı bir sevinç duymak veya “iyi ki onun başına geldi de benim başıma gelmedi” gibi bir temennide bulunmak söz konusu değildir.

Burada verilen ders şudur: Her mümin, rabbinin kendisine verdiği  nimetler karşısında olduğu gibi; kendisine vermediği belalar karşısında da şükretmekle mükelleftir. Verilen nimetler müşahhas/somut olduğundan onları her zaman fark etmek mümkündür. Belaların gelmemesi ise, mücerret/soyut bir tasavvur olduğundan onları düşünmek ve onlara maruz kalmadığı için şükretmek her babayiğidin işi değildir.

Bu sebeple, bu konuda “başka bir kimsenin başına gelen bela müşahhas olduğundan”,  bu müşahhas örnekten hareketle, kendisinin bu belaya maruz kalmamasını da bir nimet olarak telakki edebilir ve buna karşı şükrünü eda edebilir.

Özetlersek; bu hadiste, başkasının başına gelen bir musibetten  dolayı değil, kendi başına gelmeyen musibetten dolayı sevinmek söz konusudur.

- “Kendiniz için istediğinizi mümin kardeşiniz için de istemedikçe kâmil mümin olamazsınız…” manasındaki hadis ise, Allah’ın  kişinin kendisine verdiği nimetlerin bir benzerini mümin kardeşine de verilmesini arzu etmek ve samimi olarak taraftar olmakla ilgilidir.

Örneğin, bir kimse mevcut bulaşıcı bir hastalığa bulaşmamışsa, mümin kardeşinin de bulaşmamasını arzu etmek gerekir. Aksini istemek iman kardeşliğine bir hıyanet olduğu gibi, iman şuurunun hukukuna da bir cinayettir. Çünkü, iman kardeşliğinin en bariz özelliği, birbirinin iyiliğini istemek, kötülüğünü istememektir.

Hatta diyebiliriz ki, bu hadisin muhtevasına göre, bir insan kendisi için istediği bir iyiliği, mümin kardeşi için de istemesi ne kadar makul ve meşru ise, kendisi için istediği bir kötülüğü, mümin kardeşi için istemesi de o kadar akıl dışı ve gayr-ı meşru bir tavırdır.

Demek ki, ilk hadiste “kişinin, başına gelmeyen kötülüklerden dolayı Allah’a şükretmesinin gereğine; ikinci hadiste ise, kişinin kendisine verilen bir nimetin kardeşine de verilmesine samimi taraftar olmasının lüzumuna işaret edilmiştir. Demek ki bu iki hadis aralarında bir çelişki değil, bir dayanışma vardır.

3) Seriyy es-Sakatî hazretlerinin kıssasının -sahih olduğu tespit edilmesi durumunda- anlamı şudur:

Kendisi, başkalarının dükkanlarının yandığını duyunca bir mümin olarak herhalde üzülmüştür.

Fakat, kendi dükkanının yanmadığını duyunca da sevinmiştir. Şüphesiz “iyi ki onların dükkanları yanmış, benimki yanmamış” diyerek bir sevinç duymamıştır.

Bilakis, kendi dükkanının yanmadığını duyunca bir insan olarak haklı bir şekilde sevinmiştir. İnsan aynı anda bir yönden üzülürken, bir yönden de sevinebilir.

Bir trafik kazasında yakınlarını kaybeden bir kimsenin üzülmemesi düşünülemez, Fakat aynı kazada bazı yakınlarının sağ kurtulmalarından ötürü de sevinmesi en doğal hakkıdır.

Seriyy es_Sakati hazretlerinin de bu iki hali bir arada yaşamasında, ne din ne de insan vicdanı bağlamında  hiç bir sakıncası yoktur.

- Kendisinin bu tavrına yakınması ise, bir anda o büyük yangın felaketinde dükkanın yanmadığını duyunca aşırı sevincinden ötürü, bir an da olsa, diğer insanların zararlarını unutup üzülmemesinden kaynaklanmış olabilir.

Yani, kendi yararına sevinmesi değil, müminlerin zararlarını unutması, onu tövbe ve istiğfara sevk etmiştir.

Sayaç : 128
Normal sitede gör