Allah, kıyamet günü inkarcılarla konuşacak mı konuşmayacak mı? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Allah, kıyamet günü inkarcılarla konuşacak mı konuşmayacak mı?

Sorunun Detayı
Allah, kıyamet günü inkarcılarla konuşacak mı konuşmayacak mı?
Cevap

Al-i İmran suresi 77. ayetin meali şöyledir:

"Gerçekten, Allah'a olan ahitlerin ve yeminlerini az bir fiyata satanlar (yok mu), işte onlar için ahtrette hiçbir nasib yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onların yüzlerine bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için pek acıklı bir âzab vardır."

Bu ayette Allah'a verdikleri ahdi bozanları bekleyen beş çeşit cezadan bahsedilir:

- Ahirette hiçbir nasîb yoktur.
- Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz,
- onlara bakmaz
- ve onları temize çıkarmaz.
- Onlar için pek acıklı bir azab vardır.

Demek ki, Allah’ın ahdini ve yeminleri az bir fiyata satmaktan ibaret bu şart üzerine, beş çeşit karşılık ve ceza bina edilmiştir. Bunlardan dördü, bu kimselerin sevaptan mahrum oluşlarının açıklar. Beşincisi ise, bu kimselerin azabın en şiddetlisine duçar olacaklarını bildirir.

Bu cezaların birincisi, "İşte onlar için âhirette hiçbir nasîb yoktur" cümlesidir. Bu, onların ahiret menfaatlarından mahrum olacaklarına işarettir.

Bunun peşinden gelen diğer üç ceza, "Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onların yüzlerine bakmaz ve onları temize çıkarmaz" ifadeleridir. Bunlar, o kimselerin değerden, saygıdan, izzet ve ikramdan mahrum kalacaklarına bir işarettir.

Beşincisi, "Onlar için pek acıklı bir azap vardır" ifadesidir ki bu da, azaba işarettir.

Bu kısa açıklamadan sonra, soruda geçen konuya gelince:

İlgili ayetin tefsirinde, benzer bir soruyu sorarak cevap veren Fahreddin Razi’nin açıklaması şöyledir:

"Allah onlarla konuşmaz" ifadesinde, bir sual bulunmaktadır. Bu da şudur:

Allah, "Hepsine yapmış oldukları şeyleri muhakkak ki soracağız" (Hicr, 93) ve "Kendilerine (peygamber) gönderilenlere de muhakkak soracağız, onlara gönderilmiş olan (peygamberlere de muhakkak soracağız" (Araf, 6) buyurmuştur.

O halde, bu ayet ile şu iki ayet arasını nasıl buluşturabiliriz:

Bunun cevabı olarak Kaffâl şöyle demiştir:

"Bu ifadelerin hepsinden kastedilen, Allahu Teâlâ'nm gazabının şiddetini beyan etmektir. Çünkü, bir kimse bir başkasını dünyada iken kendisiyle konuşmaktan men ettiği zaman, muhakkak ki bu men etme işi, Allahu Teâlâ'nm o kimseye gazabı sebebiyledir. Yine bir kimse, bir başkasına öfkelenip kızdığında ona, "Seninle konuşmaya­cağım!" der ve bazen de gözüne görünmemesini emrederek, "Falancanın yüzünü görmeyeyim!" der. O adamın adı geçtiğinde, ona kızgın olan kimse, onu hayır ile yad etmez.

Böylece, bu tabirlerin, gazabın şiddetini ortaya koymak için söylenilmiş birer kinaye olduğu ortaya çıkmış, anlaşılmış olur.

Bazı âlimler de şöyle demiştir:

Cenâb-ı Hakk'ın, arada bir elçi bulunmaksızın, sözünü kendi dostlarına duyurmasının, ancak kendi dostlarına mahsus bir yüceltme, bir şereflendirme olması da uzak bir ihtimaldir. Halbuki Cenâb-ı Hakk'ın, o kafirlerle konuşması, onları hesaba çek­mesi ise, meleklerin konuşması aracılığıyla olur.

Bazı âlimler de, bu ayetin manasının, "Allahu Teâlâ, onları sevindirecek ve onlara herhangi bir fayda temin edecek herhangi bir kelâm ite söyleyip konuşmaz" şeklinde olduğunu söylemişlerdir.

Ayetteki, "Ve onların yüzlerine bakmaz" ifadesinden maksat, “Allah onlara lütf-u insanıyla nazar etmez." demektir.

Bu mecazî mananın sebebi şudur:

Bir insana değer veren bir kimse, ona iltifat eder ve bakışlarını sürekli ona yöneltir. İşte bu sebepten dolayı, her ne kadar orada hakiki manada bir bakış söz konusu olmasa dahi, Allah'ın nazar etmesi, değer vermesi ve kuluna lütuf ve ikramda bulunması manasına gelir.

Bu bakmanın, bizzat görme manasına gelmesi caiz değildir. Çünkü Allahu Teâlâ onları gördüğü gibi, başkalarını da görür.

Yine, bu bakmadan muradın, bir şeyi görmek için, görülecek şeye doğru yüzü çevirmek olması da caiz değildir. Çünkü bu şekilde görmek, ancak cisim olan şeylere mahsustur. Rabbimiz ise, bir cisim olmaktan yüce ve münezzehtir.

Ayetteki "Ve onları temize çıkarmaz" ifadesinden maksat için şu tefsirler yapılmıştır:

a) Allah, bağışlamak suretiyle onları günahlarının kirlerinden temizlemez, aksine onlara ceza verir, azab eder.

b) Allahu Teâlâ, kendi temiz dostlarını medh-ü sena edip övdüğü gibi, onları asla medh-ü sena etmez. Şahidi tezkiye edenin bu tezkiyesi, o şahidi bir bakıma methetme gibidir.

Allah’ın kullarını tezkiyesi, bazen meleklerin diliyle olur.

Nitekim Cenâb-ı Hak;
- "Melekler de her bir kapıdan onların yanma sokulacaklar.., "Sabrettiğiniz şeylere mukabil sizlere selâm... Dünya evinin en güzel sonucudur bu!" (diyecekler)" (Rad, 23-24);
- "Bunları melekler karşılayarak, "Bu, size va'adolunan gününüzdür" (derler)" (Enbiya, 103.)
- ve "Biz, dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınız...   (Fusiltet, 31) buyurmuştur.

Bu övgü bazen de, doğrudan doğruya olur.

Bunun dünyadaki oluş şekli, "Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler... (yok mu?).." (Tevbe, 112) ayetinde ifade edildiği gibi; ahirette oluş şekli de, "Çok merhametli olan Hab'den bir selâm vardır..." (Yâsin, 56) ayetinde ifade edildiği gibidir.

Ayette geçen, "Onlar için pek acıklı bir azab vardır" buyruğu da, onların sevap ve mükafattan mahrum oldukları bildirildikten sonra, artık onların elim ve çok şiddetli bir azaba duçar olacaklarını beyan etmiştir.  (bk. Razi, Mefatihu’l-gayb, ilgili ayetin tefsiri)

Sayaç : 200
Normal sitede gör