Kuran'daki meseller yaşanmış olaylar mıdır? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Kuran'daki meseller yaşanmış olaylar mıdır?

Sorunun Detayı
Kuran'daki meseller yaşanmış olaylar mıdır?
Cevap

Cenab-ı Hakk’ın sonsuz ilminde yaşanmış ve yaşanacak bütün olaylar mevcut olduğuna göre, “gibi…” veya “misali gibi….” derken şüphesiz bu olaylara atıfta bulunarak zikredecektir. Aksi halde hayali şeyler olur ki, Cenab-ı Hak bundan münezzehtir.

Örneğin, “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini inkar eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Cuma, 5) ayetinde kendilerine benzetilen kitap yüklü merkepler, binlerce kez tekrarlanan bir durumdur.

Keza “Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak hâlinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusuyla, yıldırım seslerinden parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.” (Bakara, 19) ayetinde benzetilen yağmura yakalanmış kimseler de binlerce kez benzeri yaşanmış bir olaydır.

Tefsir usulü ve Kuran ilimlerinde Kuran-ı Kerîm’deki meseller ve bunlardan bahseden ilim için “emsâlü’l-Kur’ân” tabiri kullanılmaktadır.

Emsâlü’l-Kuran, “ayetlerdeki mana ve maksadın insan ruhunda iz bırakan ve hayranlık uyandıran bir biçimde kısa ve özlü olarak ifade edilmesi” şeklinde açıklanır. (Mennâ‘ el-Kattân, s. 283)

Emsal her dilde ve her kültürde mevcut olup Kuran-ı Kerîm’den önceki semavî kitaplarda da sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Hz. Lokman’ın hikmetli sözlerinin bilinen en eski mesellerden olduğu söylenebilir. Cahiliye devrinde Araplar arasında da yaygın olan emsalin Arap dili ve edebiyatında önemli bir yeri vardır. Kur’an’da fesahat ve belagatta hayli ilerlemiş bulunan Araplar’a hitap edilirken onların önemle üzerinde durdukları mesel getirme metodu uygulanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber, Kuran’ın yedi vecih üzere indirildiğini belirterek bunlardan birinin ibret alınması gereken meseller olduğunu söylemiş (Ebû Şâme el-Makdisî, s. 107), kendisi de sözlerinde emsali kullanmıştır.

Her ne kadar bazı yönlerden aralarında benzerlikler bulunsa da Kur’an’ın meselleri hem lafız hem mana bakımından gerek daha önce Arap edebiyatında mevcut olan gerekse hadislerde geçen mesellerden farklı olup Kuran’a özgü nitelikler taşır. Kuran’daki kıssalar da birer mesel mahiyetindedir.

Meselde esas itibariyle bir şeyin bir veya birkaç yönden başka bir şeye benzetilmesi söz konusu olup Kuran-ı Kerîm’in getirdiği mesellerde de bu özellik açık bir şekilde görülmektedir.

Meselâ;
- kâfirler bunca delile rağmen tevhide inanmadıkları için sağır, dilsiz ve âmâya (meselâ bk. eBakara 2/171; A‘râf 7/64),
- onların amelleri de fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle (İbrâhim 14/18),
- çöldeki seraba ve engin denizlerdeki yoğun karanlıklara (Nûr 24/39-40) benzetilmiştir.

Dünya hayatının, yağmurun ardından yeşillenip toprağı süsleyen ve daha sonra rüzgârın tesiriyle çer çöp olarak savrulan bitkilere (Yûnus 10/24; Kehf 18/45-46; Hadîd 57/20), hakkın aydınlığa, gökten inen suya; bâtılın ise karanlığa, suyun yüzündeki köpüğe (Ra‘d 13/16-17) benzetilmesi de böyledir.

Kuran-ı Kerîm’in meselleri İslâm’ın ilk asırlarından itibaren âlimlerin ve ediplerin dikkatini çekmiş, zamanla “emsâlü’l-Kur’ân” adıyla ortaya çıkan bir ilmin konusu olmuştur. (Taşköprizâde, II, 539-540; Keşfü’ž-žunûn, I, 168; II, 1086)

İmam Şâfiî bu ilmi müctehidlerin bilmesi zaruri olan ilimler arasında göstermekte, Mâverdî de Emŝâlü’l-Ķurân adlı eserinin mukaddimesinde bu ilmin Kur’an ilimlerinin en önemlilerinden biri olduğunu belirtmektedir. (Süyûtî, IV, 38; Keskin, s. 8)

Kuran-ı Kerîm’de mesel başlıca şu mânalarda kullanılmıştır:

1. Misal, örnek, benzer. Meselin en yaygın anlamı olup bazı ayetlerde çeşitli mesellere yer verildiği açıklanmıştır. (meselâ bk. Ra’d 13/17; İbrâhîm 14/24-26; Rûm 30/58; ez-Zümer 39/27)

Öte yandan Allah hakkı beyan için bir sivrisineği, hatta ondan daha zayıf bir varlığı bile misal olarak göstermekten çekinmeyeceğini bildirmiştir. (Bakara 2/26).

2. Hal, sîret, durum. Geçmiş kavimlerin halleri, inkârcı tutum ve davranışları, bu yüzden başlarına gelen musibetler birer mesel olarak zikredilmiştir. (Bakara 2/214; el-A‘râf 7/176; ez-Zuhruf 43/8)

3. İbret. Bazı geçmiş kavimlerin hayat hikâyelerinin ve akıbetlerinin anlatıldığı ayetlerde mesel bu anlamda kullanılmıştır (meselâ bk. Zuhruf 43/56, 59)

4. Vasıf, özellik. Pek çok ayette mesel bir şeyin vasıf ve özelliklerini ortaya koymaktadır. Takva sahiplerine vaad edilen cennetin meseli anlatılırken onun zemininden ırmakların aktığı, yemişlerinin ve gölgesinin sürekli olduğu dile getirilir. (Ra’d 13/35; ayrıca bk. Muhammed 47/15)

“Kötü mesel ahirete inanmayanlar içindir. En yüce meseller ise Allah’a aittir” (Nahl 16/60) mealindeki ayette sözü edilen meseller de “sıfat” manasındadır (ayrıca bk. En‘âm 6/122; Rûm 30/27; Feth 48/29)

Kuran’daki mesellerin değişik şekillerde taksimi mümkündür.

1. Basit veya mürekkep temsil tarzında olanlar.

Basit temsilde benzetme cihetlerinden sadece biri gözetilir. Amânın cahile, gören kimsenin âlime, karanlıkların dalâlete, ışığın hidayete mesel olması birer basit temsildir. (Ra’d 13/16; Fâtır 35/19)

Mürekkep temsilde ise benzetme ciheti birden fazladır. Bir buğday tanesinin önce yedi başak, sonra da her başağın 100 tane vermesi, böylece 700 taneye ulaşması şeklindeki mesel (Bakara 2/261), ihlâsla yapılan infakın Allah nezdinde kat kat ecirle karşılık görmesinin meselidir.

2. Duyu organlarıyla veya akılla idrak edilenler.

Hz. Adem’in topraktan yaratılmasının Hz. Îsa’nın babasız yaratılmasına (Âl-i İmrân 3/59), Allah korkusunun insandan korkma duygusuna (Nisâ 4/77), örümceğin durumunun Allah’tan başkalarını dost edinenlerin haline (Ankebût 29/41), yağmurun yağmasıyla tabiatın canlanması üzerine çiftçilerin sevinmesi ve ardından yemyeşil bitkilerin kuruyup sararmasıyla çer çöp hale gelmesi olayının oyun, eğlence, süs, övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma yarışı şeklindeki dünya hayatına benzetilmesi (Hadîd 57/20) bu tür mesellerdendir.

3. Dünyadaki yaşanan olaylara veya gayb alemlerine dayananlar.

Gösteriş olsun diye infakta bulunan bir kimse sert ve pürüzsüz bir kayanın üzerindeki ince toprak örtüsüne tohum eken, ancak sağanak halinde yağan yağmurun, toprağı içindeki tohumlarla birlikte sürükleyip sel sularına katması sonucu ürün alma ümidini yitiren bir çiftçiye benzetilmiş (Bakara 2/264), zaman zaman tabiatta görülen bu durum infakta gösteriş yapan kimsenin neticede hiçbir ecir elde edememesine mesel olmuştur. (Bakara 2/265)

Öte yandan cehennem ehlinin yiyeceği olan zakkum ağacının çok acı ve kötü kokulu meyvesinin şeytanların başlarına benzetilmesi (Saffât 37/62-68; Duhân 44/43-46; Vâkıa 56/51-56) ancak hayal edilerek kavranabilecek bir meseldir.

4. Açık veya gizli olanlar.

Bunlardan birincisinde neyin neye benzetildiği açıkça belirtilmiştir. Kuran-ı Kerîm’de bu tür meseller pek çoktur. (meselâ bk. Bakara 2/17-20, 261; Ra’d 13/17; Ankebût 29/41; Hucurât 49/12)

Gizli, remizli ve imalı meseller ise bunlar lafızları itibariyle değil taşıdıkları ince manaları itibariyle birer meseldir. Fakat neye mesel oldukları açıklanmamıştır. Bu tür meselleri ancak zihnî melekeleri güçlü ve ilmî dirayete sahip olanlar idrak edebilir. “Rabbinizin izniyle güzel memleketin bitkisi güzel çıkar; kötü olandan ise faydasız bitkiden başka bir şey elde edilmez. İşte biz şükreden bir kavim için ayetleri böyle açıklıyoruz” mealindeki ayet (A‘râf 7/58) gizli mesele örnek olarak zikredilir.

Burada hak sözü kabul ederek ondan faydalanan mümin toprağı verimli memlekete, hakkı inkâr edenler de çorak toprağa benzetilmiştir. (ayrıca bk. İbrâhîm 14/24-27; Nûr 24/35)

Diğer taraftan lafzan olmasa da manaları itibariyle bazı atasözü ve deyimlere uygun düşen ayetlerde de gizli meseller bulunduğu ileri sürülmüştür. Meselâ, “Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür” mealindeki ayetin (Nisâ 4/123), “Sen nasıl muamele edersen öyle muamele görürsün” (Ne ekersen onu biçersin) atasözünün; “Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör insanlar doğurup yetiştirirler” mealindeki ayetin (Nûh 71/27), “Yılan ancak yılan doğurur” atasözünün manasına uygun düştüğü kabul edilmiştir. (Taşköprizâde, II, 539-540)

Kuran-ı Kerîm’deki bazı mesellerin tek, bazılarının birden çok amacı olabilir. Bunların başlıcaları şunlardır:

1. Bilgi vermek, öğretmek. Cennetteki iri gözlü hûriler saklı incilere (Vâkıa 56/22-23), “vildan” denilen nedimler saçılmış incilere (İnsân 76/19) benzetilerek bunlar müminlere tanıtılmıştır. Burada öğretme maksadının yanında teşvik de vardır (ayrıca bk. A‘râf 7/175-177; Hûd 11/24; Ra’d 13/17)

2. İkna. Bir fikrin veya bir gerçeğin muhataba kabul ettirilmesi için getirilen meseller bazan kesin birer delil olma özelliğini taşımakta, bazan muhataba mukayese yapma imkânını vermekte, bazan onun da düşünerek bir gerçeğe ulaşmasını sağlamaktadır. Özellikle tevhid inancının izahında kullanılan meseller böyledir.

Meselâ Allah’ın insanları öldükten sonra tekrar diriltmeye gücü yettiğini inkâr edenlere, gerek insanların gerekse yerin ve göğün ilk defa yine Allah tarafından yaratılmış olduğu bir mesel olarak zikredilmiştir. (Nahl 16/73-76; Enbiyâ 21/104; Rûm 30/28; Yâsîn 36/77-82; ayrıca bk. Nahl 16/71-72; Zümer 39/29)

3. Özendirme veya caydırma. Bazı mesellerin iyi, güzel ve faydalı olan şeye özendirici; kötü, çirkin ve zararlı olandan caydırıcı ve uzaklaştırıcı özellikler taşıdığı görülmektedir. Meselâ kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç güzel sözün, gövdesi yerden sökülmüş ve o yüzden ayakta durma imkânı olmayan bir ağaç ise kötü sözün meseli olarak gösterilmiştir. (İbrâhîm 14/24-26; ayrıca bk. Nahl 16/91-92; Ankebût 29/41-43)

4. Eğitim. Mesellerde insanın ümit, arzu, korku, endişe gibi duyguları dikkate alınarak eğitilmesi ve ruhen olgunlaştırılması amacı önemli bir yer tutar; onun kat kat sevap kazanma arzusu tahrik edilip Allah rızası için infakta bulunması özendirilir. Meselâ müminin Allah yolunda infak ettiği şey ekilen bir buğday tanesine benzer. Bundan yedi başak çıkar ve her biri yüzer tane verir. İşte bunun gibi Allah dilediği kuluna kat kat ecir ve mükâfat ihsan eder. (Bakara 2/261-266; ayrıca bk. Nahl 16/112-113; Kehf 18/32-44; Fâtır 35/19-22; Yâsîn 36/13-30)

5. Medih veya zem, tazim veya tahkir. Hz. Peygamber’in ashabı tavsif edilirken medih sadedinde onların Tevrat ve İncil’deki meselleri zikredilir. (Feth 48/29)

Tevrat’ı okuyan, fakat onunla amel etmeyen İsrâiloğulları’nın durumu da sırtında ciltlerce kitap taşıyan merkebe benzetilir. (Cum‘a 62/5)

Güzel bir sözün güzel bir ağaca teşbihinde tâzim (İbrâhîm 14/24-25), dünya hayatının geçici olduğuna dair getirilen mesellerde de tahkir gayesi gözetilmiştir (Yûnus 10/24; Kehf 18/45-46; Hadîd 57/20)

6. Tefekkür. Mesellerde muhatapların ilgili konu üzerinde düşünmeleri ve örneklerden gerekli dersleri almaları istenmiş, hatta çok yerde mesellerin amacından söz edilirken bu husus açıkça belirtilmiştir: “İşte biz bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.” (Ankebût 29/43). “... Bu misalleri insanlar düşünsünler diye veriyoruz” (Haşr 59/21; ayrıca bk. Zümer 39/27)

7. Misal vermek. Mesel bazan bir konunun veya bir fikrin açıklanmasında misal olarak zikredilir ve yapılacak şerhlerin yerini tutar. Kâfirin nasıl bir kişi olduğu anlatılırken âmâ örnek olarak zikredilmiş, kâfirin yaptıkları da seraba benzetilmiştir. (Nûr 24/39-40)

8. Edep ve hayâyı korumak. Kuran-ı Kerîm’de hayâ duygusunu korumak maksadıyla sarih lafızlar yerine aynı mananın anlaşılmasına elverişli başka lafızlar kullanılmış ve meseller getirilmiştir. Meselâ “yaklaşma” lafzıyla cinsel ilişki kastedilmiş, karı kocadan her birinin diğeri için birer “elbise” olduğu belirtilmiştir (Bakara 2/187)

Kur’an mesellerinin büyük çoğunluğu başta tevhid olmak üzere itikadî meselelerle ilgilidir ve ahlâkî konularda da meseller mevcuttur. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Mesel md.)

Sayaç : 141
Normal sitede gör