Şeyh Sadi Şirazi kimdir? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Şeyh Sadi Şirazi kimdir?

Sorunun Detayı
Şeyh Sadi Şirazi kimdir?
Cevap

SA‘DÎ-i ŞÎRÂZÎ, Ebû Muhammed Sa‘dî Müşerrifüddîn (Şerefüddîn) Muslih b. Abdillâh b. Müşerrif Şîrâzî (ö. 691/1292), Fars edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Sünni bir alim ve sufidir.

Kuran'ı ezberleyerek "hafız" unvanını aldığı, eserleri üzerine yapılan çalışmalardan ise iyi bir medrese eğitimi gördüğü; hadis, fıkıh, kelam ve tasavvuf okuduğu anlaşılmaktadır.

Sadi, felsefe ve tasavvuf konularını içeren ve genellikle "arifane" diye adlandırılan türün kurucusu sayılır. Bostan’da işlenen başlıca konular, adalet ve insaf, cömertlik, aşk, teslim ve rıza, kanaat, terbiye, tövbedir.

Yaşadığı dönemde sahip olduğu şöhrete ve halkın takdirini kazanmış olmasına rağmen hayatına dair bilgiler sınırlıdır.

Sa‘dî, Atabek Sa‘d b. Zengî’nin mülâzımı olan babasının gözetiminde eğitimine başladı. Babasının ölümü üzerine anne tarafından dedesi olan Mes‘ûd b. Muslih el-Fârisî tarafından yetiştirildi.

İlk dinî ve edebî bilgileri Şîraz’da aldıktan sonra öğrenimini tamamlamak için 620 (1223) yılı civarında Bağdat’a gitti ve Nizâmiye Medresesi’nde ders gördü. Bağdat Müstansıriyye Medresesi’nde hocalık yapan İbnü’l-Cevzî ile Bostân’da kendisinden söz ettiği Şehâbeddin es-Sühreverdî’den etkilendi.

Sa‘dî’nin Bağdat’taki diğer hocalarının kimler olduğu hususunda bilgi bulunmamakla birlikte o dönemde Nizâmiye Medresesi’nde müderris olan Bahâeddin Zekeriyyâ el-Mültânî, Ebü’l-Kāsım Abdurrahman b. Muhammed b. Ahmed b. Hamdân, Ebû Abdullah Muhammed b. Yahyâ el-Bağdâdî, Mahmûd b. Ahmed b. Mahmûd ez-Zencânî ve Necmeddin el-Bâdrâî gibi âlimlerden de ders almış olmalıdır.

Bağdat’ta tahsilini tamamlayarak 655 (1257) yılında Şîraz’a dönen Sa‘dî, Fars bölgesinin yöneticisi olan Atabek Ebû Bekir b. Sa‘d b. Zengî’nin şehzadesi Sa‘d b. Ebû Bekir b. Sa‘d’ın yakınları arasına katıldı. Bu hânedan mensuplarından başka içlerinde İlhanlı devlet adamı Atâ Melik el-Cüveynî ile kardeşi Şemseddin el-Cüveynî’nin de bulunduğu bazı devlet adamlarını öven şiirler yazdı; hayatını irşad ve halka hizmetle geçirdi.

Şîraz’da iken hac vazifesini yerine getirip Tebriz yoluyla geri dönen Sa‘dî, Tebriz’de Moğol Hükümdarı Abaka Han ile görüştü ve ondan saygı gördü.

Ömrünün son yıllarını Şîraz’ın kuzeybatısında şimdi medfun bulunduğu hankahında riyâzet ve ibadetle geçiren Sa‘dî’nin ölümüne dair kaynaklarda farklı tarihler verilmişse de son araştırmalar neticesinde 27 Zilhicce 691’de (9 Aralık 1292) öldüğü tesbit edilmiştir. Zamanla harap olan mezarı ve hankahı Kerîm Han Zend tarafından 1180’de (1766) yeniden yaptırılmıştır.

Gerek kendi eserlerinden gerekse ondan bahseden kaynaklardan Hicaz, Şam, Lübnan ve Anadolu’ya gittiği anlaşılmaktadır. Ancak eserlerinde ve özellikle Gülistân’da Kâşgar, Doğu Türkistan, Belh, Sûmenât, Mısır, Habeşistan, Ermenistan, Çin vb. yerlere gittiğine dair bilgilerin ve bu çerçevede anlattığı hikâyelerin tarihî hadiselerle örtüşmemesi sebebiyle bunların şairane hayal ürünü olduğu ileri sürülmektedir.

Sa‘dî henüz hayatta iken büyük bir şöhret kazanmış, İran dışında yaşayan Emîr Hüsrev-i Dihlevî ve Hasan Dihlevî gibi çağdaşı şairler gazellerinde onun üslûbunu takip etmiştir. Sa‘dî’nin hayatının sonlarında Aksaray’da yaşayan Seyf-i Fergānî de onun bazı şiirlerine nazîreler yazmış, hakkında methiyeler söylemiştir.

VI ve VII. (XII-XIII.) yüzyıl şairlerinin aksine Sa‘dî bütün şiirlerinde bilinen ve yaygın olarak kullanılan kelimeleri tercih etmiştir. Onun şiirlerinde Arapça terkip ve cümleler Senâî, Evhadüddîn-i Enverî ve Hâkānî-i Şîrvânî’ninki kadar yaygın değildir.

Eserlerinde Farsça’da kullanılan Türkçe kelimelere de yer veren Sa‘dî’nin şiir ve nesrinin en bâriz özelliği akıcı ve sehl-i mümteni‘ olmasıdır. Sa‘dî, yaşadığı dönemde yaygın nazım şekli olan gazeli müstakil bir edebî tür olarak mükemmeliğe kavuşturmuştur. Divanında âşıkane gazeller çoğunluktadır.

Manzum ve mensur eserlerinde Farsça’da eskiden beri yaygın biçimde kullanılan atasözlerinden faydalanmış, bunun yanında toplumun düşünce ve isteklerine tercüman olan özlü sözleri atasözü haline gelerek günümüze kadar kullanılagelmiştir.

Sa‘dî’nin tesiri sadece Fars edebiyatıyla sınırlı kalmamış, Türk ve Urdu edebiyatlarıyla Batı dünyasında da önemli izler bırakmıştır. Dindar bir ailede yetişen ve İslâmî ilimleri tahsil eden Sa‘dî’nin hangi mezhebi benimsediği kesin şekilde bilinmiyorsa da Sünnî olduğunu söylemek mümkündür.

Eserleri

Sa‘dî’nin manzum ve mensur eserleri Külliyyât adı altında toplanmış olup bunun ilk defa kimin tarafından gerçekleştirildiği bilinmemektedir. Ancak Gülistân ve Bostân gibi kitapların yanında diğer eserlerini de bizzat Sa‘dî’nin bir araya getirdiği muhakkaktır.

Külliyyât’ın mevcut tertibi Ali b. Ahmed b. Ebû Bekr-i Bî-sütûn tarafından 726 (1326) ve 734 (1333) yıllarında yapılmıştır. Bîsütûn’un ifadesine göre Külliyyât on altı kitap ve altı risâle olmak üzere yirmi iki veya on altı kitap yedi risâle şeklinde yirmi üç eseri ihtiva edecek biçimde daha önce bir başkası tarafından derlenmiştir. (Külliyyât, s. 923-925)

Manzum eserlerinden bazıları:

1. Bostân (Sadînâme). Eserde Sa‘dî idealize ettiği dünyanın nasıl olması gerektiğini anlatır. Külliyyât içinde ve müstakil olarak birçok defa basılmış, Türkçe başta olmak üzere çeşitli dillere çevrilmiş ve üzerine şerhler yazılmıştır.

2. Ķasâyid-i Arabî. 700 beyit civarında medih ve nasihatle Mu‘tasım-Billâh’a mersiye olarak yazılmış uzun bir kasideden ibarettir.

3. Ķasâyid-i Fârsî. Vaaz, nasihat ve tevhidden başka zamanın hükümdar, vezir ve ileri gelen şahsiyetleri için yazılmış kasidelerden oluşmaktadır.

4. Merâsî. Mu‘tasım-Billâh, Ebû Bekir b. Sa‘d b. Zengî, Sa‘d b. Ebû Bekir, Emîr Fahreddin ve İzzeddin Ahmed b. Yûsuf için mersiye olarak yazılmış kasidelerle hâmisi Atabek Sa‘d b. Ebû Bekir adına kaleme alınmış son derece etkili bir terciibendi ihtiva etmektedir.

Mensur eserlerinden bazıları:

1. Gülistân. Fars edebiyatının şaheserlerinden olan, Sa‘dî’nin bilgi ve tecrübesini belâgat ve fesahatle yoğurup yazıya döktüğü Gülistân onun Farsça ve Arapça şiirleriyle karışık mensur bir eserdir. Bostân gibi birçok baskısı ve çeşitli dillere tercümeleri yapılmıştır.

2. Taķrîr-i Dîbâce. Külliyyât’ın eski nüshalarında bulunmayan bu bölüm X. (XVI.) yüzyılda istinsah edilmiş yazmalarda yer alır.

3. Nasihatü’l-mülûk (Nesâyihu’l-mülûk). Sa‘dî’nin dostlarından birinin isteği üzerine hükümdarlara öğüt vermek amacıyla kaleme alınmış nazımla karışık bir risâledir.

4. Risâle-i Aķl u Işķ. Sa‘deddin Netanzî’nin akıl ve aşkla ilgili sorusuna Sa‘dî’nin sade bir dille verdiği cevaptır.

5. Risâle-i Enkiyânû. Yöneticilerin, hükümdarların davranışlarına dair bilmesi ve uyması gereken bazı hususlarda Enkiyânû’ya verilen öğütlerden ibarettir.

6. Mecâlis-i Pencgâne. Farsça ve Arapça şiirlerle karışık olarak muhtemelen Sa‘dî’nin vaazlarından oluşan, âyet ve hadislerden faydalanılarak yazılmış beş meclisten ibaret bir eserdir.

Sa‘dî’nin eserleri külliyat halinde veya müstakil olarak defalarca basılmıştır. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Sa‘di- Şirazi md)

Şiirlerinden örnekler:

Ey Sadi! Safa yolunda ilerlemek
Mustafa'ya uymakla nasip olur hep.

Allah'a karşı itaatkar olmayan Han/Hakan
Ülkenin başında yönetici olarak bulunmasın.

Kötülüklerden kaçınmayan bilgin;
Elinde meşale taşıyan kör gibidir.

Bülbül!. Sen bahar müjdesini ver!
Kötü haberin bildirilmesini baykuşa bırak.

Diline sahip ol ve dikkat et ki, seni ateşe atmasın;
Zira dünyada dilden daha beter bir zebani yoktur.

Mal, huzurlu bir ömür geçirmek içindir,
Yoksa ömür mal toplamak için değildir.

Gülistan adlı eserindeki bir mesnevinin tercümesi şöyledir:

"Ey kardeş! Bu dünya kimseye kalmaz. Gönlünü, her şeyi yaratan Allahü tealaya bağla. Sana bu kafidir. Dünya mülküne güvenip bel bağlama. Çünkü bu dünyada senin gibi birçokları yaşamış ve sonunda ölüp gitmiştir. Değil mi ki, en sonunda ölüm vardır ve bu can göç (ölüm) yolunu tutacaktır. O halde ister taht üzerinde can vermişsin ister toprak üzerinde, ne fark eder!"

lave bilgi için tıklayınız:

Sadi-i Şirazi, hem hafız hem ayyaş içkici miydi? | Sorularla İslamiyet

Sayaç : 74
Normal sitede gör