İnsanın diğer dünya için yaratılış amacı nedir? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

İnsanın diğer dünya için yaratılış amacı nedir?

Sorunun Detayı
İnsanın diğer dünya için yaratılış amacı nedir?
Cevap

Cevap 1:

- Allah ezeli ve ebedidir. İsim ve sıfatları da ezeli ve ebedidir. Allah’ın kâinatı yaratmasının amacı kendini tanıtmaktır. Bu husus İslam alimlerinin, ayet ve hadislerin ifadelerinden anladıkları ve kabul ettikleri bir hakikattir.

“Cinleri ve insanları beni tanımaları, kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyat, 51/56) mealindeki ayette bu yaratılış gayesine işaret edilmiştir.

Bundan anlaşılıyor ki, Allah bu kâinatı ve kâinatın en önemli mahsulatı, meyvesi olan insanları yaratmış ki onlara kendini tanıtsın.

Yani;
- Cemal ve celal sıfatlarını onlara bildirsin.
- Sonsuz ilim, kudret ve hikmetini göstersin.
- Tükenmez hazineler sahibi, nihayetsiz kerem sahibi olduğunu ortaya koysun.
- Sonsuz rahmet, muhabbet ve şefkatiyle kullarını kucakladığını, yeryüzünü bin bir çeşit nimetlerle donattığı bir sofra halinde sunmakla onlarla yakından ilgilendiği, onları himaye ettiğini vs… göstersin.

Bütün bu gerçekleri görüp onu tanıyanlarla, kör olup tanımayanları ayırt etmek için bu dünyayı bir imtihan salonu olarak yaratmıştır.

Bu imtihanın neticesi bu fani ve geçici dünyada değil, ebedi bir yerde olmasını öngörmüştür.

Burası da ahiret denilen öbür dünyadır.

Bununla beraber, her servet sahibi kimse cömert olursa, muhtaç olanlara yardımda bulunmaktan lezzet alır. Her seven sevdiklerini mutlu etmekten memnun olur.

İşte bu dünyada Allah’ın sıfatlarının tecelli etmesi için bu varlıklar, özellikle insanlar yaratılmışsa, ahirette de bu sıfatlar tecelli edecektir.

İlahi keremin/cömertliğin  sonsuzluğu; sürekli ikram ve ihsanların yapılmasını ister. Yarattığı sanatlarına, özellikle insanlara karşı kendini gösteren nihayetsiz muhabbeti, rahmeti, sevdiklerinin devamını ister.

Bu meseleyi, konunun açıklandığı asıl kaynak olan Risale-i Nur’u okumanızı tavsiye etmekle beraber, bazı alıntıları da şöyle takdim edebiliriz:

“Dördüncü Suret: Bak hadd ü hesaba gelmeyen şu sergilerde olan misilsiz mücevherat, şu sofralarda olan emsalsiz mat'umat gösteriyorlar ki: Bu yerlerin padişahının hadsiz bir sehaveti, hesabsız dolu hazineleri vardır. Halbuki böyle bir sehavet ve tükenmez hazineler, daimî ve istenilen her şey içinde bulunur bir dâr-ı ziyafet ister. Hem ister ki, o ziyafetten telezzüz edenler orada devam etsinler. Tâ zeval ve firak ile elem çekmesinler. Çünki zeval-i elem, lezzet olduğu gibi, zeval-i lezzet dahi elemdir…

Gizli, kusursuz kemal ise; takdir edici, istihsan edici, mâşâallah deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemal ise; görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemalini iki vecihle görmek: Biri, muhtelif âyinelerde bizzât müşahede etmek. Diğeri, müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesi ile müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister. Hem o daimî cemal, müştak seyirci ve istihsan edicilerin devam-ı vücudlarını ister. Çünki daimî bir cemal, zâil müştaka razı olamaz. Zira dönmemek üzere zevale mahkûm olan bir seyirci, zevalin tasavvuruyla muhabbeti adavete döner, hayret ve hürmeti tahkire meyleder…” (Sözler, 51)

“... Demek hüsün ve cemal, görmek ve görünmek ister. Görmek, görünmek ise; müştak seyirci, mütehayyir istihsan edicilerin vücudunu ister. Hüsün ve cemal, ebedî sermedî olduğundan müştakların devam-ı vücudlarını ister. Çünki daimî bir cemal ise; zâil bir müştaka razı olamaz. Zira dönmemek üzere zevale mahkûm olan bir seyirci, zevalin tasavvuruyla muhabbeti adavete döner, hayreti istihfafa, hürmeti tahkire meyleder. Çünki hodgâm insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, yetişmediği şeye de zıddır. Halbuki nihayetsiz bir muhabbet, hadsiz bir şevk ve istihsan ile mukabeleye lâyık olan bir cemale karşı zımnen bir adavet ve kin ve inkâr ile mukabele eder. İşte kâfir, Allah'ın düşmanı olduğunun sırrı bundan anlaşılıyor” (Sözler, 69)

Cevap 2:

-Tevratta olduğu bildirilen bilgilerden emin değiliz.

Bununla beraber şu husus kesin olarak bilinmektedir ki; “Tanrı ilk önce Adem’i, sonra da ona yardımcı olması için birtakım hayvanları yaratmış” değildir.

Hz. Adem’in yaratılışı diğer canlılardan sonra olmuştur. Bu husus, hem dini literatürlerde hem modern bilimler literatüründe kabul edilmektedir.

İkincisi, Hz. Adem’in Cennete “BEKÇİ” yapıldığına dair İslam kaynaklarında bir bilgiye rastlayamadık.

Kaldı ki, Hz. Adem’in cennet bekçiliği neyi ifade eder?  Cenneti kimlere karşı korur?

Yeryüzünün müstakbel halifesine “bekçilik görevi”nin verilmesi hiç te mantıklı değildir. Ve doğru da değildir. Böyle bir tasavvur abesle iştigaldir.

Ayrıca şunu unutmayalım ki, Cenneti kazanan insanlar bekçi olarak değil, birer sultan olurlar.

Varlık yüzünü görmemiş “Hz. Âdem bekçiliği” gibi bir kuruntudan hareketle onun çocuklarının da aynı görevde olacaklarını iddia etmek, çocukça bir hezeyandan öteye geçmez.

Ayet ve hadislerde, meleklerin kendilerine hizmet edeceği cennet yurdunda insanlara bekçilik rütbesini ön görmek çok ham bir hayaldir. Çünkü, bu “bekçilik mirası” iddiası temelden yoksundur.

Bu soru şöyle bir hikâyeye beziyor:

Adamın bir sormuş: “Hz. Yakub’un kızını hangi ayı yemiştir?”

Cevabı da şu olmuştur: “Sorduğu Hz. Yakub’un kızı değil, oğludur/Hz. Yusuf’tur. Ayı değil, kurt yemiştir. Kaldı ki kurt da yememiştir. Hikâye baştan sona yalandır..”

Sayaç : 208
Normal sitede gör