Tesadüf diye bir şey var mıdır? Tesadüf ve tevafuk hakkında bilgi verir misiniz? - Sorularlaislamiyet.com Mobil
Soru

Tesadüf diye bir şey var mıdır? Tesadüf ve tevafuk hakkında bilgi verir misiniz?

Sorunun Detayı
Tesadüf diye bir şey var mıdır? Tesadüf ve tevafuk hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap

Tesadüf: Rast gelme, bir şey kendiliğinden olma, tedbirsiz meydana gelme.

Tevafuk: Birbirine uygunluk, muvafık oluş, nizamlanmış biçimde birbirine uygun olmak. Her iki kelime zıtlıkları ile birbirlerini tarif eder. Günlük hayatta tesadüf kelimesini çok kullanmamıza rağmen, gerçekte tesadüf yoktur, tevafuk vardır. Yaratılışta ve devam eden hadiselerdeki pek çok noktadaki benzerlikler tesadüf değil, tevafuktur.

Tevafuk bir tevhid mührü olduğu gibi, kâinatın ve insanların başıboş olmadığını gösteren işaretlerdir. Cenâb-ı Hak şu muazzam kâinatı yaratırken, hem yaratıcının tek olduğunu göstermek, hem de kâinattan daha iyi istifade edilmesini sağlamak için bir çok tevafuklarla yaratmıştır. Meselâ, atom ile güneş sisteminin birbirine bir tevafuku ve benzerliği vardır. Modelleri birbirine benzer. Atomun ortasında çekirdek etrafında da elektronlar döner. Güneş sistemi de aynı şekildedir. Ortada güneş, etrafında da gezegenler döner. Misaller çoğaltılabilir.

Âlemlerin Rabbi ibda ve ihtira sanatını, yani icadını göstermek için her iki sistemde de detayda pek çok harika farklılıklar yaratmıştır. Fakat ilminde sonsuz modeller olmasına rağmen ikisinde de aynı modeli kullanmıştır. Bunun birinci sebebi elbette tevhid mührüdür. Bu tevafuk zerreyi ve güneş sistemini yaratanın Allah olduğunun ve şirkin müdahalesinin imkânsız olduğunun ilânıdır.

İkinci bir husus ise bu tevafuk biz insanlara bir kolaylıktır. Güneş sistemini bilen bir ilim adamı, atomu incelerken, ister inançlı olsun ister olmasın, peşinen zihnindeki model ile atomu ve elektronları inceleyecektir. Model ve tevafuktan istifade ile yapılan bu tarz çalışmalar bilim dünyasına çok şeyler kazandırmıştır.

El ve ayak parmaklarının ve diğer uzuvlarının birbirine tevafuku da kâinattaki tevafuklardan birisidir. Aslında Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem’i on parmaklı yaratarak, matematiği de yaratmıştır. On sahifelik de bir talimat vermiştir. Parmak sayısı sayesinde tüm medeniyetler birbirinden haberli habersiz, onlu sayı sistemini kullanmıştır. Yine insan vücudunun veya çiçeklerin ve meyvelerin ve diğer mahlûkatın simetrik olması da güzellik ve estetikteki Cenâb-ı Hakk'ın hakimiyetinin ve isimlerinin tecellisinin bir göstergesidir. Yine heykeltıraşların ve ressamların sanatlarının icrasında asırlardır kullandığı altın oranlar, Cenâb-ı Hakk'ın adl ve hakem isminin birer tecellileridir.

Bu tevafuklar eski çağların ilim adamları ve filozofları tarafından da biliniyordu. Bunu fark eden geometrinin kurucularından biri “Allah daima geometri kullanır” demiştir. Gerçekten kâinata bu gözle bakılırsa, yüzümüzde, gözümüzde; ağaçta, meyvede; atomda, güneşte; ve yörüngelerinde velhasıl kâinatın tamamında gizli bir pergel ve cetvelin ve diğer geometri aletlerinin sürekli çalıştığını fark ederiz. Zaten Kur’ân-ı Kerim’deki bir çok ayette de, Cenâb-ı Hak “Biz her şeyi ölçüyle yarattık” demektedir. Zerreleri ve güneşleri başıboş ve ölçüsüz bırakmayan âlemlerin Rabbi, elbette insanların tüm fiillerini de kontrol etmekte ve amelleri, zerrelerde gösterdiği aynı hassas ölçülerle, hesap gününde değerlendirecektir. Yani dünyadaki matematik, ahiretteki matematiğin bir göstergesidir.

Bediüzzaman Hazretleri "tevafuk"un Allah’ın varlığına açıkça bir işaret olduğunu, insan, hayvan ve diğer şeylerin yaratılmasında ve yaşatılmasında tabiat kuvvetlerinin müdahalesine ve tesadüfe yer verilmediğini vurgulayarak şöyle diyor:

"Eşya arasındaki tevafuk, sanatkarın bir ve tek olduğuna delalet ettiği gibi, aralarında bulunan muntazam zıtlık da, sanatkarın, yaptıklarında hür olduğuna ve hikmetli iş yaptığına şahadet eder. Meselâ: Hayvanların bilhassa insanların esas azalarındaki tevafuk, bilhassa çift azalardaki benzeyiş, yaratıcının vahdetine delil olduğu gibi, keyfiyetler ve şekillerdeki zıtlık da yaratıcının ihtiyar ve hikmetine delalet eder."(Risale-i Nur Külliyatı, I/460; II/1339; 1343)

Tevafuk konusu toplumumuzda sadece belli kesimlerde bilinen bir konu. Bu yüzden başımıza gelen bazı olaylar karşısında çok defa şaşırır, hayrete düşer veya bazılarının yaptığı gibi, kendimizi bir şey sanmaya başlarız. Oysa başımıza gelen olay, sadece kaderin kesiştiği noktada bir tevafuktur. Mesela, birisini aklımızdan geçirir veya anarız. Andığımız veya aklımızdan geçirdiğimiz kişi, ya bizi arar, ya çıkagelir, ya da başına bir şey gelir. Bunu hemen büyütüp kendimizi veli veya nebi saymaya gerek olmadığı gibi, o kimsenin başına gelen şeyin de bizimle alakası yoktur. Bu yüzden kendimizi suçlu görmemiz de gerekmez. Ortadaki mesele, o kişiyle bizim irtibatımızdan dolayı, kaderin bir görüntüsü veya bir ilahi ikramdır. İyi şeyler için şükretmek, kötü şeyler için de o kişiye dua edip Allah’tan hem onun hem de kendimiz için af dilemek ve inayetine, himayesine sığınmak yapılacak en doğru iş ve en kısa yoldur.

Tevafukları keramet saymak da, istidrac saymak da mümkündür. Bu durum kişinin içinde bulunduğu hal ile yakından alakalıdır. İtikadı ve ameli bozuk bir kişinin keramet göstermesini beklemek safdillik olduğu gibi, inancı ve ameli düzgün bir kişiden zuhur eden tevafukları da hiçe saymak doğru değildir.

Sayaç : 47865
Normal sitede gör